ZAMAN
Uzun sessizliklerin hâkim olduğu filmleriyle ünlü Güney Koreli yönetmen Kim-Ki-Duk’un, yine susmayı ve işaret etmeyi tercih ettiği filmlerinden biri; “Zaman”. Bir kadının ve bir adamın hikâyesi yoluyla günümüz kadınlarının ve adamlarının hikâyesini anlatıyor film. Aşkın zamana sıkışıp kalışının, geçip gidene, yok olana hapsoluşunun, ebedileşemeyişinin öyküsünü…
Öykünün tutsağı, aşkın labirentinde kaybolmuş bir kadın. İçine damla damla düşüp duran o kuşkuyla dolaşıyor, ihtimaller kemiriyor zihnini durmadan. Labirentte dolaştıkça bir bir düşürüyor parçalarını; kolunu, bacağını, ellerini, yüzünü…
Adam onu sevmeli, var olması için bir mecburiyet bu, yalnızca onu, varlığının tümüyle sevmeli, zihninde ondan başka kimseye yer bırakmadan sevmeli. Böylece varlığını hatırlamalı kadın, ayakta kalabilmeli.
Ayakta kalmanın yolu görünmek değil mi? Var olmak, sevilmek adamın gözlerinde varlığının aksinin pırıltısını yakalamak değil mi? Oysa zaman geçtikçe azalıyor adamın gözlerindeki pırıltı, zamanın hoyrat geçişi silikleştiriyor parlak ışığını. Zamanın varlığının kendisini yok oluşuna götürdüğünü düşününce kadın, hatırlatmak istiyor kendini. Adamın gözlerinde yeniden ışıldamak istiyor. Var olabilmesinin tek yolu görünmek değil mi, yenilenmek, daha güzel, daha farklı olmak?
Kadın kendine yeni bir yüz istiyor bu yüzden, yeni bir beden. Adam için istiyor bunu, yeniden sevsin diye onu, zaman yüzünü eskitmeden, silmeden önceki gibi sevsin diye…
Adam başlarda yeni bir yüzün büyüsüne kapılıyor. Oysa zaman geçtikçe dipte biriken anılar su yüzüne çıkmaya başlıyor. Unutamadığı şeyler büyüyor içinde zamanın geçişiyle, hafızasında daha fazla yer ediyor. Kadın adamın hem unutmasını istiyor, hem unutamadığı için kendi varlığının anlamını sorguluyor. Kim o? Adamın zihninde, kalbinde kapladığı yer mi, yoksa gelip geçen farklı bir görünüm mü?
Adam kalbinde yer eden kadını arıyor görüntüler kalabalığında, bulamıyor.
Sonunda yaşatmaya karar veriyor kadına, kalbinin bölünüşünün acısını. Kendine yeni bir görünüm arıyor. Bul beni diyor görüntüler labirentinde.
Kadın adamı arıyor, elini tuttuğunda ruhunun tamamlandığı adamın elini arıyor, görüntüler geçip gidiyor, tutmaya çalıştıkça karton maketler gibi yıkılıp dağılıyor, parçalanıyorlar.Zaman geçtikçe artıyor kadının özlemi. Neyi aradığını bilmeden yalnızca arıyor artık. Bir şeyi. Kadının ve adamın görünümlerinden ötede, onları birbirine bağlayan o ince görünmez ipliği. Değişiyor dünya. Görüntüler hızla yer değiştiriyor, zaman hızla akıyor. Zamanı durduramıyor, aradığını bulamıyor, çoğalan görüntüler labirentinde yitiriyor ruhunu kadın.Ve biz yitiyoruz zamanın geçişiyle. Sarıldıkça, tutundukça geçip gidenlere, kayıyor ellerimiz, uçurumdan aşağıya hızla sürükleniyoruz












Saatlerin içinde kaldı
Uykularım
Gözlerim
Zamanda seni arar
Boşluğa atılan taş misali
Ellerim
Her yatakta ellerini arar
Bir yudum hayatsa
Nefesim
Bu boş yüreği yorar
Ayrılıksa bunun adı
İmkansız
Yalnızlıksa
Bilmiyorum yar
Cansız hayat olur mu
Damar kanla kurur mu
Bekliyorum
Zaman sensiz de durur mu