YENİ BİR ŞEY SÖYLE, YENİ BİR ŞEKİLDE SÖYLE
Niyazi SANLI
Ne kadar söz varsa
Düne ait
Şimdi yeni şeyler
Söylemek lazım…
Mevlana
Bir yazarı “diğerleri” olmaktan kurtaran iki önemli ölçü vardır. Birincisi “Ne söyledi”ği. İkincisi de “Nasıl söyledi”ğidir.
Çağımız yazarları bu dönemde gelmekle hem talihli hem de talihsizdir.
Talihlidir; kendisinden önce dünyanın tozunu dumanını yutan ve eşya ve hadiseler hakkında kafa yoran, fikir beyan eden; sanatçıları, yazarları, şairleri ve filozofları okuma, dinleme ve görüşlerinden faydalanma imkânına sahiptir. Yeni bir şey yazacağı zaman önünde modeller vardır.
Talihsizdir; üzerimizde yıldızları bir sanat eseri olarak asılı duran gök kubbe altında söylenmedik söz, kafa yorulmadık mesele ve kalbin sınırlarını aşan ifade edilmedik duygu kalmamıştır.
Kısacası; yazarı “diğerleri” olmaktan kurtaracak “Ne söyledi”ği kısmına ait bir konu hemen hemen yok gibidir. Ancak düşünen bir kafa, geceleri uyumayan bir kalp, ruhunu didik didik edip kanatan bir yazar söyleyecek yeni bir şey bulmakta sıkıntı çekmez.
Bir sanat eserini “biricik”, “özgün” eskilerin tabiriyle “nev-i şahsına münhasır” kılan “Nasıl yazıldı”ğıdır. Yani bir yazar kendini üslup farkıyla diğerlerinden ayırır.
Üslup farkı da Allah’ın çamur halindeki insana bir nefha üfleyerek can vermesi gibi, yazar da kendi nefesinden, kendinden, kendi ruhundan yeni yorum ve bakış açıları üfleyerek “biricik” olmayı başarabilir.
Üslup ve dil; yani bir yazarın “Nasıl yazdı”ğı, yazarın kimlik kartı gibidir. Okuyucu, bir atın sahibini tanıması gibi, bir defa okuduğu yazarı, ikinci kitabında yazarın ismi kapalı olsa, metnin altında yazarın imzası olmasa bile “Bu yazı filanca yazara aittir.” diyebilmelidir.
Yazar ilk aşamada kendinden önce gelen üstatlardan esinlense ve onları kısmen taklit etse bile zaman için kendi üslubunu oluşturmak zorundadır. Eserine kendi ruhunu, yüreğini ve karakterini koymalıdır.
Montaigne, Denemeler’inde yazmaya başlayacağı zaman büyük yazarların kitaplarını okumaktan şiddetle kaçındığını yazar.
“Beni etkilerler diye, yazmaya başlarken kitapları aklımdan çıkarırım. Gerçekten de iyi yazarlar üstüme yüklenir, cesaretimi kırarlar benim. Hani bir ressam varmış, kötü horoz resimleri yapar ve uşaklarına, dükkana hiç canlı horoz sokmamalarını sıkı sıkı tenbih edermiş, ben de öyleyim. Hatta çalgıcı Antigenides’in bulduğu çare benim daha çok işime gelirdi. Bir şey çalacağı zaman, kendinden önce ve sonra halka doyasıya kötü şarkılar dinletirmiş.”
Montaigne aynı yazısının başka bir yerinde şu ifadeyi kullanıyor: “Benim özellikle dikkat ettiğim, yazımın tam anlamıyla kendime ait olmasıdır.”
Yazarın en önemli malzemesi dildir. Dilden faydalandığı kadar dile yeni katkılar da yapmalıdır. Bu da; kelimelere yeni anlamlar yüklemek ve elimizdeki kelimelerle yeni deyişler ve terkipler üretmekle mümkündür.
Nihayetinde tartışma “Ne yazdı”ğımız mı, “Nasıl yazdı”ğımız mı; meselesine gelir.
Bizce; muhteva üsluba feda edilmemeli ancak üslup da en az muhteva kadar kuvvetli olmalıdır ki savunduğumuz düşünceler veya dile getirdiğimiz duygular akıllarda ve gönüllerde yer edinebilsin.
Yazarlığa soyunanlar; üslup edinmek için beğendikleri bir yazarı üstad kabul ederek taklit edebilirler ancak onun kopyası olmaktan ve dümen suyuna girmekten kaçınmalıdırlar.












Bence uslup ve muhteva bir bütünün iki yüzüdür. Muhtevası doyurucu bir eser yazabilecek seviyedeki bir insan o muhtevayı iyi bir şekilde verebilecek bir usluba sahip olur genelde. Günümüzdeki ‘metin ucubeleri’nin çoğu bir hevesle kaleme sarılmış ne yazmak istediğini daha kendisi de bilmeyen ham ruhların ürünü bence.
rahmetli celal ergüderin yakınları olarak sizi yeni takip etme şansı bulduk bize kattıklarınız için size teşekkürlerimizi sunuyoruz birde çıkıcak olan kitabınız hakkında bilgi verirseniz çok seviniriz haberinizi bekliyoruz allaha emenet olun
Elinize sağlık,
Çok önemli bir noktaya parmak basmışsınız.Hakikaten üslup kimlik kartı gibidir.
Kişiyi nev-i şahsına münhasır kılan… Zira gökkubbede söylenebilecek her şey söylenmiştir lakin biz yeni zamana-bu çağa- kendi üslubumuzu yeniden söyletmek durumunda olduğumuzun idraki ile zindeyiz ve zinde olmak durumundayız.
Başarı dileklerimle.
Sevda Dıraga Canbaz