YAZARLIK OKULU 2006
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı ile Tarih ve Kültür Araştırmaları Derneği’nin ortaklaşa düzenledikleri Yazarlık Okulu,
Yazarlık Okulu’nun devamı olan 10 haftalık “Yazarlık İhtisas Kursu” ise
Cuma ve Cumartesi akşamları 18:00-21:00 saatleri arasında Tarih ve Kültür Araştırmaları Derneği’nin konferans salonunda buluşan kursiyerler “yazmak” çatısı altında bir yolculuğa başladılar. Bu yolculukta kendilerini bir araya getiren “yazmak arzusu” yeni arkadaşlıklara kapı araladı. Bu arkadaşlıklar “mini” bir okur kitlesi oldu ve kursiyerler birbirlerinin hem ilk okurları, hem de takip ettikleri yazarları oldular.
Yazarlık Okulu yazar söyleşileri, tahlil atölyesi ve uygulama atölyesi olmak üzere 3 bölümden oluştu. Yazar söyleşileri bölümüne katılan yazarlar yazı tecrübelerinden bahsederek yazar adaylarının yolarına ışık tutmaya çalıştılar. Tahlil atölyesinde edebi eserler tahlil edildi ve bu atölye adeta yazar adaylarının ulaşmaları gereken hedefin bir fotoğrafı oldu.
Uygulama atölyesi ise Yazarlık Okulu’nun en heyecan verici kısımlarından biriydi. Hafta boyunca kendileri için belirlenen konuda yazılarını yazan kursiyerler, uygulama atölyesinde yazılarına gelecek yorum ve eleştirilerle hazır olmalıydılar. Öncelikle atölye hocası tarafından derinlemesine incelenen eser, ardından bir okur gözüyle bakan diğer kursiyelerin hata avcılığından geçti ve kızaran yüzler (!) bu bölümün en incitici tarafı oldu elbette. Uygulama atölyesinde bazen yazı tanınmaz hale gelene kadar eleştirildi, bazen de harfine dokunulmadan sonuna kadar okundu. Ancak yapılan her şey yazar adayını ve yazıyı “edebi” kıvama ulaştırmak içindi. Bu kıvama ulaşmamış yazılara yapılan eleştirilerden dolayı kimse kırılmadı. Yazarlık Okulu’nun başlangıcında yapılan hatırlatmalara ve anlaşmaya bağlı olarak…
Yazarlık Okulu’nun İstanbul gibi büyük ve hareketli bir şehrin tam ortasında bir yerde (Tarih Kültür Derneği-Mecidiyeköy) yapılmasına rağmen şehrin o bunaltıcı baskısı kursa sızmayı başaramadı. Şehir burada bir bilgisayar kursuna sızabilir, bir dil kursuna sızabilirdi ama konu Yazarlık Okulu olunca durum biraz değişti. Çünkü Yazarlık Okulu’nun içerisinden şehrin içerisinde yazıldığı halde şehrin dışında kalabilmiş o kadar çok yazı, o kadar çok şiir geçti ki, onların mısraları kursiyerler ile onları takip etmekten bıkmayan şehir arasında aşılması zor bir duvar oldu. Şehrin temposunu unutturan sadece yazılar ve şiirler miydi? Elbette hayır, katılanlar hatırlayacaklar, kurs boyunca devam eden ve hatta kimi zaman rahatsız edici hale gelen demlenmekte olan “çay sesi”… Pencerelerin varlığına rağmen hafifçe içeriye sızan korna sesleri… Atmosferi, esprileri, hüzünleri, dostlukları ve aile olmaya yakın gidişatı ile Yazarlık Okulu 2006 yılı için sona erdi.
Tahlil atölyesinde Şeref Yılmaz Bey ve Uygulama Atölyesinde Niyazi Sanlı Bey yazar adaylarının gelişimlerini yakından takip ettiler. Kursun sona ermesinin bir engel olmadığını düşünen hocalarımız, ömürleri vefa ettiği müddetçe kursiyerlerin yazılarını inceleyecekleri sözünü vererek ağır bir yükün altına girdiler. Evet, yük hakikaten ağırdı ve böyle bir sözü sadece edebiyata inananlar verebilirdi.
Yazar söyleşilerinde “Yazmak değil, yırtmak aslolan” diyen Ali Ural, “İbn-i Sina gibi düşün, babaannem gibi konuş” diyen Ali Bulaç, “Yazı kendini yazar” diyen Sadık Yalsızuçanlar, “Yazmak okumak gibi” diyen Nevval Sevindi, “İlham geldiği kişide şartlar arar” diyen Ümit Meriç, “Yazar samimi olmalıdır” diyen Mustafa Armağan ve “Fıtratı modelleyen kazanır” diyen Münir Arıkan ile birlikte kalemlere yeni perdeler açıldı ve kursiyerlerimiz okuma listelerini değiştirdiler, yazıya bakış açılarını değiştirdiler, edebiyata yaklaşımlarını değiştirdiler. Hepsinden de önemlisi onların yazarlıkla noktalanan serüvenlerini en ince ayrıntısı ile yeniden ve birlikte yaşamış oldular.
Yazarlık Okulu bitti. Kursiyerlere edebiyat eksenli konuşabilecekleri bir aile hediye etti. Sabık Yazarlık Okulu öğrencileri şimdi de serinselvi.com adıyla yayınlanan bir edebiyat dergisi etrafında toplandılar. Okullarına orada devam ediyorlar. Hoyratlaşan dünyamıza naif ve nazik bir sesle; hikayelerini, acılarını, hüzünlerini, ruh çalkantılarını ve mutluluklarını fısıldıyorlar okuyuculara.
Sizi de bekleriz bir dost çayına…











