VEDA MEKTUBU
Seni ilk gördüğümde böylesine tutkulu bir ilişki yaşayacağımızı hayal bile edemezdim. Orda burada karşılaşmıştık birkaç defa. Asla yalnız olmazdın. Etrafını saranların sana olan muhabbetlerini acayip bulduğumu söylemeliyim. İlk bakışta baş döndüren bir güzel değildin. Hatta seninle samimiyeti ilerletmeyenler tatsız tuzsuz biri olduğunu söylüyor, kelimeleri tüketen kabahat listeni, seni yanında gezdirenlerin cebini fena yaktığın maddesiyle bitiriyorlardı.
Bunca zıtlığı barındırman, bazılarını cezp edip bazısını da kendinden nefret ettirmen sana olan ilgimi artırıyor, tehlikeli olduğunu hissetsem de seni merak etmekten kendimi alamıyordum.
Belki merakım belki de artık bir yetişkin olduğumu seninle ispatlama kuruntum şüphelerime galip geldi. Seninle yakınlaşabilmek için gizli randevular ayarladım. Ailem de arkadaşlarım da seni kabul etmeyecekti çünkü.
İlk buluşmalarımız sıkıntılı, keyifsiz zaman öldürmelerdi. İşe yaramazın teki olduğunu düşünüp senden uzaklaşmaya karar verdim. Bu kararımın, vazgeçilmezliğinin miladı olduğunu anlamam uzun sürmeyecekti.
Kısacık ilişkimiz, iflah olmaz müptelalarının arasına adımı yazmaya yetmişti!
Gizli buluşmalarımız arttıkça, beraberliğimizi herkese ilan etmem için zorluyordun beni.
“İlişkimizi rahatça yaşamamız için mecbursun buna! “ diyordun. Beni cesaretlendirmek için etrafa izlerini de bırakıyordun.
Aslında kaçamak buluşmalar bana da yetmiyordu, senden kalanları saklamaya çalışmaksa iyice yormuştu beni. Fakat “gerçeğin” cesaretimi kırıyordu. Beni, senden vazgeçirmeye çalışacaklarını ve savunabileceğim bir tarafının olmadığını biliyordum.
İlişkimiz olduğundan şüphelenen annem, bir gün yakaladı bizi. Hatırlarsın, durumumuzu nasıl açıklayacağımı bilememiştim. Sense, ben saklamaya çalıştıkça arsızca gösteriyordun kendini bulduğun her aralıktan.
Annem, düşündüğüm gibi bu ilişkiyi asla onaylamadı. Ama bana söz geçiremeyeceğini de anlamıştı. Görmezden gelmekle, göz yummak arasında gidip geliyordu ilişkimize tepkisi. Onun şahitliği gönülsüz de olsa, işimizi kolaylaştırmış, beraberliğimizi meşrulaştırmıştı. Artık herkes bizi biliyordu. Kimisi “gençlik hevesi” deyip üzerinde durmuyor, kimi de sonu kötü bitecek bu ilişki üzerine nasihatler ediyordu.
Bense bedenimle, ruhumla tamamen esirindim artık. Yanımda olamayacağın yerlere gitmek istemiyor, buna mecbur olunca ziyaretlerimi kısa kesip sana koşuyordum. Sanki sabah uyanmam, yemek yemem, çayım, kahvem, karada attığım her adım ve kısa vapur yolculuklarının güverte misafirliklerim hepsi, hepsi seninle anlamını buluyor ve her buluşmamız her mekana özel ritüellerle tuhaf bir ayine dönüşüyordu.
Ara sıra aklım başıma geliyor; beni yiyip bitiren, hayatımı çalan bu ilişkiden kurtulmak istiyor fakat seni hatırlatan küçük bir işaretle çılgınlığıma geri dönüyordum.
Ta ki kendimi iyi hissetmediğim günlerin sonunda doktora görünene kadar. Muayene, tahliller derken yüzünde garip bir ifadeyle teşhisini açıkladı doktor. İlişkimizin meyvesi büyüyordu vücudumda!
Sana teslim olduğumdan beri, bu anı yaşama ihtimaliyle kaç kez ürpermişti yüreğim? Aynaya her bakışta, izlerinle dolu yüzüm ve ellerim beni sahte sevgimle yüzleşmeye her zorladığında, başıma başka ne işler açacağını, açabileceğini düşünmekten kaçtım hep. Ama ne kaçacak yer vardı artık ne sığınılacak bahane. Yüzleşmekten kaçtığım gerçekler, sabırla izimi sürmüştü ve şimdi doktorumun her kelimesinde tokat gibi çarpıyordu yüzüme.
Vücudumda dünyaya getirilemeyecek bir “ucube”, bir “cehennem meyvesi” büyüttüğümü, onu söküp almaları gerektiğini söyledi doktor, seni de hayatımdan çıkarmamı!
Şimdi bir hastane odasında, dumanınla doldurduğum ciğerlerime, dev oksijen tüpleriyle hava vermeye çalışıyorlar. Ufacık bedeninle harap ettiğin vücudumu, koca koca makineler, avuç dolusu ilaçlar iyi edemiyor. Doktorlar vücuduma saçtığın mayınların haritasını çıkarmaya yetişemiyor. Bugün temiz olan bölge, yarın patlayınca bin parçaya bölünen bombalar misali vücudumu lime lime etmek için, pimini çekecek neşteri bekliyor. Doktorum,“cehennem meyvesi” sandığı ucubenin aslında kökü kazınamayan bir” cehennem ağacı” olduğunu haber veriyor bana umutsuzca.
Ziyaretçilerim yanımdan ayrılıp bahçeye çıkar çıkmaz az önce beraber oldukları ölüm yolcusunun ruhlarına yüklediği efkarı, dumanınla dağıtmaya çalışıyorlar. Beni dehşete düşüren bu aymazlığı anlamaya çalışıyorum. Yalanın, önü alınmaz bir sel gibi sevgiyi, dostluğu, vefayı; çamura, pisliğe bulayarak alıp götürdüğü bu dünyada alışılmadık bir dürüstlüğün olduğunu fark ediyorum. Göğsünün üstünde kocaman harflerle marifetlerini sayıp döküyorsun birer birer.
Zalimce olsa da bu dürüstlüğün mü; kendini hiç saklamaman, allayıp pullamaman ve seni tercih edenleri hiç şaşırtmaman mı; seni sığınılacak liman yapıyor? Darbenin nereden ve nasıl geleceğini bilmek mi her şeye rağmen insanları sana bağlıyor?
Bedenini ve zihnini zehirlemek için türlü iblisler icat eden ve zaaflarını bu icatların yalancı parıltısı ardına gizleyen insanlardan biriyim ben de. Bana yaptıklarına rağmen, seni, kendimi savunacak bir şeyler arayıp, bulmama şaşıyorum.
Vücudum günbegün terk ederken beni, bana bunları düşündüren aklımın hala benimle olmasına sevinmeli miyim? Bilmiyorum. Pişmanlık, hislerimi tarife yetmiyor, nedamet denizlerinde çırpınıyorum.
Bir yenilgiyse de yaşadığım, gururum kalemim oluyor, son cümle beliriyor veda mektubumda. “Ben, seni bırakacaktım zaten!”.
Kokunla damgalanmış kurbanların dolaşıyor ortalıkta. Doktorumun gömlek cebinden sinsice sırıtıyorsun bana ve kendim bile inanamıyorum son yazdıklarıma…












Merhaba!
yazınızı çok canalıcı ve etkileyici bulduğumu söylemek istedim.belkide bu dost gözüken arkadaşı hayatımdan çıkarmak için onunla olan dostluğumu tekrar gözden geçirmek için bir bahane sundunuz,teşekkürler.
tebrikler!
Icinde barindirdigi iki yonlu anlatimla,sonuca yaklastikca cozulen bir bilmece gibi okudum.
Elinize ve kaleminize saglik…
Merhaba..çok farklı bi açıdan gördüm şimdi bu konuyu farklı bakışınızla.Tebrik ederim çok etkileyici ve çok farklı.Arkadaşım Sümeyye sayesinden okuma imkanı buldum ve böyle bir paylaşımla süslediğiniz için zihnizimizi TEŞEKKÜRLER..
bir veda mektubu ancak bu kadar etkileyici ve şık yazılabilir.. yüreğinize sağlık gerçekten hayatımızı bir daha gözden geçirmemize vesile oldu
çok can alıcı, başarılı bir çalışma…devamını beklioyoruz..
Sibel Hanım yazıyı ilk okuduğumuz zamanı hatırladınız mı bu yorumlara bakınca:)) Yazıyı o zaman beğenmiştim hatırlıyor musunuz? Emek verildiği belli oluyor. Elinize sağlık… Yolunuz açık olsun. Bizim kursiyerler hızlı başladı şaka maka… :))
Anneciğim;
Yazın çok güzel,tebrik ederim.Bu güzel yazılarının devamında senden kitap da bekliyorum .Yazılarının devamını diler ve başarılı olacağını umarım.
merhaba,gerçekten çok etkilendik, merakla sonunu beklediğimiz bir yazı oldu. güzel ve gizemli bir anlatım. başarılar..
Orjinal bir anlatım. Süprizli, eğlenceli, acıklı…
Eline sağlık!
Yazınızı okumaya başladığımda fotoğrafla hikaye arasında bir uyuşmazlık olduğunu sezerek durumun bir yanıltmacalı anlatım olduğunu düşündüm ve yarıda hikayenizi keserek, duruma bu açıdan bakarak okumak için tekrar başa döndüm. Aklıma ilk olarak başörtüsü geldi ancak hikayenin belli bir noktasından sonra bu ilişkinin başörtüsüünden de öte olduğunu farkettim ve hikayenin kahramanının Namaz olduğuna karar verdim…Ancak hikaye öylesine derin kurgulanmıştı ki; Of’lu olmama rağmen Siz açıklayana kadar yine de ‘katil’in kim olduğunu bulamadım,adeta bir Agatha Christie Romanında gibiydim…
Nice hikayelerini okumak ümidiyle,
Başarılarınızın devamını dilerim…
Yazınız etkileyici olmuş. Özellikle sigara kullanan gençlere kolayca ualaşabilirsiniz.Hem nasihtsiz hem de
tatlı bir dille etkilenebilirler.Başında aşk hikayesi gibi oluşu onları daha kolay çekecektir.Umarım yazarlık serüveni-
niz size hem keyif verir hem de kendi düyanızda yeni kapılar açar.
Sibel Hanım; her şeyden önce yazınızda okuyucuyu meraklandıracak bir anlatım tarzı seçtiğiniz için sizi tebrik ederim..
bu harika bir yöntem, merak ederek, sonu nereye çıkacak diye sorarak okuduğum bir yazı oldu..
kaleminize ve yüreğinize sağlık…
başarınızın daimi olması dileğiyle..
belağat yollarının yeni küheylanı bir kişneyişinle velveleye verdin ortalığı,yolun açık olsun
Sibel ablacığım yazınızı ilk okuduğumda da çok beğendiğimi söylemiştim, ama buraya da yazmak istedim..Benim gibi şu an sadece bir şeyler karalayabilen kalem erbabı(!) bile mutlu oluyorsa yazdıkları hakkında yorum almaya; siz hayli hayli bunu hak ediyorsunuz diye düşünüyorum:) hoşçakalın..
canan
Sibel Hanım bu ne güzel süpriz!
Ancak okuyabildim ama tekniğiniz ustaca… Büyük bir merakla okudum ve keyif aldım… Sakın hızınızı kesmeyin… Harika olmuş.
Gerçi, benden sonra “en ümit vaad eden yazar” sınıfına girebilirsiniz ama-:((
Sakın durmayın, ben takip edeceğim..