Tahlil Atölyesi
Kibrit Kutusu ve Termometre?
“BABAMIN BAVULU”NDAN ÇIKANLAR
BANA BİR MASAL ANLAT BABA
   Uygulama Atölyesii
SON VEDA
   Yazarlik Okulu
YAZARLIK OKULU 2007 TAKVİMİ
YAZARLIK OKULU NEDİR?
YAZARLIK OKULU 2006
YAZARLIK OKULU VE YAZAR OLMAK

“TO BE”

Yazarlar

Berat Demirci
 
Bizim işimiz bilmek değil, olmaktır…
Mevlana
 

Hamlet, elinde bir kafatası, gecenin ayazında ağzından şimendifer gibi buharlar çıkararak “To be or not to be, that is the question!” diye feryat ediyor;  dekor kabristan… Bence son derece dünyevî bir şey söylüyor, derinliksiz, hatta nihilistçe. Hamlet’in –Shakespeare’in değil- “olmak” dediği: “Kemal sahibi olmak”, olmamak dediği de “ham kalmak” anlamında, “varolmak”la ilgili bir husus değil. Hayat’ta olmak yahut olmamak anlamına yakın bir ifade. Shakespeare için “İnsanlığın tarihini –trajedisini- yazan şair!” derler. Yazdıklarında tarih yorumuna örnek oluşturacak derecede boşlukları doldurma gücü görmekteyiz; ki, Yunan “tragedya geleneği”nin bir süreğidir. “To be or not to be…” repliği Hamlet’in bağlamından çıkarılarak, çok maksatlı kullanılan bir söz olmuştur ve buna elverişlidir. “Olmak, olmamak” tasarruf edenin yüklediği anlama göre içi doldurulan bir “eski levha” haline gelmiştir. Hamlet de zaten bulanık, karamsar, balatayı biraz sıyırmış rolü yaptığı için “olmak ya da olmamak, işte mesele bu!” diyerek kuyuya taş atmaktadır.

İnsanlığın tarihini değil, “insan”ı yazan şair Mevlânâ ise bizzat kendisi “Bizim işimiz bilmek değil, olmak!” diyor; mesele aşılıyor ve “iş”etahvil olunuyor. İnsan trajediyi tövbeyle aşmış ve aşmakla mükellef olarak yeryüzüne indirilmiştir. Shakespeare, “ilk günah” la yaşayan trajik Hamlet’i sahneliyor; Mevlana ise tövbe ile trajediyi aşma gücüne kavuşan insana söylüyor. Söz; “bilmek” donanımına kavuşanlara hitap etmektedir; “bilmek” küçümsenmiş, layık olduğu mevkiye yüceltilmiştir. Bilmek derece derecedir ve her derecesi “olmak” için kapıdır. Olmak da derece derecedir; kişi bildiği derece kadar “olmak“, olduğunca da “şahsiyet” alanına kavuşmak imkân ve hakkına sahiptir. Olmak: Şahsiyet haline gelmektir. Her insan; Âdem’in macerasını ta başından yeniden yaşar; cismani iken ruha kavuşturulur, nasibi kadar eşyanın isimleri öğretilir; sonra “olmak” süreci başlar. Bildikleriyle eyleme gücü şahsiyettir. Bildiklerini tertip etmek; karadan akı, yanlıştan doğruyu, çirkinden güzeli ayırt etmek şahsiyetin kemâl derecesini gösterir. Kamil şahsiyet bildiği ile kendisi arasında bir bağ kurarak, neyi, nasıl, ne kadar alacağını, söyleyeceğini, reddedeceğini bilen insandır, kendisi öznedir. 

Batı emperyalizmine karşı olduğunu “Ülke, ulus, Adapazarı” jargonunu da katarak haykıranların tamamı hayran olmasalar bile Shakespeare okumuşlardır. Ancak, “Bizim işimiz bilmek değil, olmak!” çağrısından zerre haberdar değildirler. Bu yüzden daima mukallittirler, kendilerinin özne olduğu tek bir iş yoktur, birileri gibi düşünmek, yapmak, sevmek, nefret etmek v.s. onların kimlikleridir. Emperyalizme karşı görünürler, ancak bu tavır Batılı medeniyet değerlerine muhalif olmak değildir; kafalarının karanlık deliğinde gizledikleri bir “Batı modeli” vardır, el altından Avrupa ülkeleri ve ABD ile derin temaslarını sürdürürler. Model üzerinde hemfikirdirler, üzerine giydirdikleri kıyafet farklıdır. Bir elif miktarınca dahi okumuş birinin, emperyalizmin, onu doğuran dünya görüşü ve medeniyetle irtibatını kurması gerekir, kuramıyorsa ya cahil, ya haindir, iki sıfat da birbirine yakındır. Olmak bir tarafa, demek ki “bilmek”le de en ufak ilgileri yoktur.

“Batı’dan bir şey alalım mı, almayalım mı?” tartışması kadar seviyesiz, lise münazaralarına bile konu olmayı hak etmeyen ikinci bir fikir önermesi bulunamaz. “İnsanoğlu birbirinin azasıdır!” ve birbirinden her şey alır. “Ne alalım?” Sorusu ancak bir market listesi için geçerlidir; “Kim alacak?” sorusu esas ve incelikli sorudur ve “olmak”la yani şahsiyet ile ilgilidir. Şahsiyet sahibi insan doğudan da, batıdan da alabilir, aldığı yahut reddettiği artık doğulu ya da batılı değil kendisiyle ilgilidir. İsmet Özel’in vukufiyetle söylediği gibi, “ham yüreğin pütürlerini” geçerek varılan yargı, eylem ve her şey “varolmak” mührünü taşır, taşımaya hak kazanır. Bizim son yüzyılımız kendini eşyaya ekleyerek “varolmak” için çırpınanlarla, birine yahut bir şeye tabi olmak, tabi etmek için mesai veren profesyonel uşakların dengesiz mücadelesidir. Batı’da “beldeler kâşaneler” gören gözdense, emperyalizme en karşı duruşa vurgu yapan “gâvur icadı!” tepkisi bu yüzden daha sağlıklıdır. Ancak, her ikisi de; öyle ise “Ben de şöyle yaparım!” gücünü hissettirecek bir asil duruşa kavuşamamıştır.

Bu ülkenin “biliyorum” diyenlerinin “bilmek” vasfından uzak; ya üniversite, ya da “Doğan Holding” sektöründen kontenjan aydını olmaları ciddi bir tehlikedir. Türk üniversiteleri totaliter kurum haline geçtikten beri düşüştedir, son dönem bu düşüşün her alanda tescili olmuştur. Üniversiteler, düşünmenin değil teslimiyetin, mezhepçiliğin, bölücülüğün baş tacı edildiği “fikir diskotekleri” haline gelmiştir. “Ülke, Ulus, Atatürkçülük, Laiklik…” gibi kavramlar, düşünce adamlarının değil, bu kavramları istismar ederek Alamut’a benzeyen kalelerde saltanat süren cahillerin bayrağı olmuştur.

“Olmak”tan söz edecektim, “bilmek”te takıldım. Halden dolayı duyduğum acı, satırlara aktarabildiğimden daha ziyadedir. Ancak, sözünden söz açarak, bugünlere deva olabilecek bir arayışa girmem; büyük aydın, filozof, şair “Benim Mevlana’m”ın yanağımdan makas aldığı hissine kapılmama yetti…

Hissiyatım yazmaya bahanedir.

2 Yorum var

  1. Gönderen Halil Tarih January 25th, 2008

    Bu yazıyı ocak ayı mostar dergisinde okudum. Gerçekten çok güzel bir yazı kaleme almışsınız. Elinize sağlık. Mevlananın o sözü beni çok etkiledi.

  2. Gönderen şeref yılmaz Tarih February 19th, 2008

    Muhterem Berat Hocamızın bu yazısıyla bir kere daha üslubun ve yazının ne denli önemli olduğunu fark ediyoruz. Yazarlık okulu mensuplarına emeği geçen birisi olarak şunu diyebilirim: berat Demirci’ye dair her yazıyı ciddiye alsınlar ve bir kaç kez okusunlar. O zaman kalemin neler söylediğini daha iyi anlayacaklar. Berat Demirci, bu ülkenin entelektüelleri arasında benim ilk sıralara koyduğum bir isimdir. Okuyanlar bana hak verecektir. Yazılarının burada yayımlanması için ısrar eden de benim… yazarlık okulu için çok kıymetli bir hazineyi elimizde bulunduruyoruz, farkında mıyız?

Posting your comment.

Yorum Yap

    Yazarlar

      Harun Tokak
      Issık göl şehidi
      Ali Bulaç
      "LÜZUMSUZ MERHAMET!"
      Sadık Yalsızuçanlar
      Hz. Mevlana’yı Okumak
      Berat Demirci
      "TO BE"
      Dr. Selma Karışman
      ŞİİRİMİZ VE BİZ -1-
      Mahmut Nefise
      TAİFE-İ SANATKÂR
      Şeref Yılmaz
      Şehirlerin Dili
      Hüseyin Bargan
      RAFLARDAKİ EKSİK KİTAPLAR
      Münir Arıkan
      Kurumsal Gıybet
      Talat Ordu
      MEVLANA, OĞUZ ATAY, FAZIL SAY?
      Niyazi Sanlı
      SON CÜMLE

      Arsiv

      • March 2008
      • February 2008
      • January 2008
      • November 2007
      • October 2007
      • September 2007

_blank

  •