Teknolojinin sesi: mikrofon
Şeref Yılmaz
Teknolojinin sesi: mikrofon
Mikrofon, teknolojinin sesidir. Kulağın işitebildiği bütün sesler, mikrofon sayesinde, daha uzağa ulaşma imkânı bulmuştur. Sesin, mikrofondan çıkış yolu bulmasına başlangıçta en çok sevinenler, kısık sesliler; en çok üzülenler de davudi sesliler olmalı… Mikrofonun, hayatın içine iyice girmesiyle görüldü ki sesi kısık olanlar endişelerinde haklı, davudi olanlar haksız imiş. Çünkü kısık sesler, mikrofon sayesinde çok uzaklara ulaşabildi ama davudi sesler, kıymetinden bir şey kaybetmedi.
Ses, mikrofondan değişikliğe uğrayarak çıkar ama değişikliğe uğrayan sesin tonudur; kalitesi değil… Mikrofondan, hiçbir zaman iyi bir ses, kötü; kötü bir ses de iyi çıkmaz. İcadın başlangıç devresinde, hiç gırtlak patlatmadan seslerinin dalga dalga yayıldığını gören din görevlileri, bunun “zahmetsiz rahmet” anlamına geldiği kanaatine varmış olmalılar ki bu icadın “şer’i kurallara uygun olup olmadığı, mikrofonda ezan, Kur’an okumanın dindeki hükmü” hakkında enine boyuna tartışmışlar.
Her teknolojik ürün, kendine has bir gizem ve sürpriz barındırıyor üzerinde. Hayatımıza girerken meraklarımızı tahrik ederek giriyor. Mikrofon da, sürprizlerden nasibimizi aldığımız bir teknolojik ürün… Onun, hayatımıza girmesiyle kimimizde çekingenlikler, kimimizde tiryakilikler baş gösterdi. Mikrofon karşısında heyecandan bayılacak gibi olanlar ve eline mikrofonu alınca ağzı birden kalabalıklaşanlar ne kadar tezat ve ibretlik bir tablo oluştururlar! Hele hele o mikrofona söylenecekleri kaydeden bir kamera söz konusu ise konuşmacı, bu vesile ile işe yarar yaramaz ne kadar yeteneği varsa sergilemeye koyulur. Mikrofonu bulmuşken “haşayiş-i nazmiye” türünden ne varsa sayıp dökenler, hep bu icadın yan etkilerine maruz kalanlardır.
Her teknolojik ürün gibi mikrofonun da kalitelisi makbuldür. Mikrofon ile âdemoğlu arasında, ince ve gizli bir bağ var gibi gelir bana nedense! İnsanın sesi, karakterini ele verir çünkü… Hatta diyebiliriz ki ses, ikinci kimliğimizdir. Tanıdıklarımızı, karanlıkta gözümüzle görmememize rağmen, seslerinden çok rahat tanırız. Öyleyse ses, karanlıkta ikinci adımız demektir. Mikrofon, sesi uzaklara ulaştıran bir âlet… Bu durumda kaliteli ve etkileyici bir ses, mikrofon sayesinde sahibini ortaya çıkarır. Cılız bir ses de mikrofon yüzünden kendinin bilinmesini arzu etmez. Mikrofonda konuşmayı sevenler ya çocuklar ya da siyasilerdir. Çocuklar, meraklarından; siyasiler de şöhret ve makam hırsından bu işe heves ederler. Sesi güzel olanların, mikrofon konusunda bağımlılıkları yoktur. Onlar, seslerini her mahfilde, gerektiği ve ihtiyaç olduğu kadar kullanırlar. Mikrofon, âdemoğullarının sadece seslerini değil aynı zamanda jest-mimik ve karakterlerini de ortaya koyar. Çünkü mikrofon karşısında konuşanlar, farkına varsalar da varmasalar da topluluğa hitap etmiş olurlar. Mikrofonun “tahrik etmek” ve “çene düşürmek” gibi birtakım yan etkileri yüzünden, toplum karşısında zaaflarımızı ortaya koymuş oluruz. Mikrofonda sesinin gür çıktığını hatta dalga dalga yayıldığını fark edenlerin “derun”unda, “sır” adına ne varsa ortaya dökülür. Tekrar edelim: Mikrofon tahrik eder.
Sahnenin ortasına kurulan mikrofonlar var… Ağır, oturaklı… Onların karşısında söyleyecek sözü olanlar, seslerinin “cızırtı” tabir edilen perdede yok olup gitmeyeceğini iyi bilirler. Cılız değildir onlar… Bir ses düzeneğinin en esaslı parçası gibidirler. Mikrofonla, hoparlör/kolonlar arasındaki bağ küçümsenemez ve bu bağ sürekli sağlam olmak zorundadır. Ses düzeneğiyle bağı koparmak, mikrofonun ölümüdür. Mikrofon, kolonlarla sürekli iletişim hâlinde olmalıdır. Bunlar, varlıklarını birbirlerine borçludurlar.
Elde tutulan mikrofonlar da var… İnsanın elini kolunu bağlayan mikrofonlar yani… Sadece sesini kullanabilirsin o kadar… Yaramaz çocuklar gibi, elini kolunu oynatmaya izin vermezler. Bir o elinde bir bu elinde oyalarsın yine de tam bir sonuç alamazsın…
Mikrofon, bir bakıma “idealizm”in bayraktarıdır. Bir ideali, derdi, davası olanlar; seslerini duyurmada onu görmezden gelemezler. Mikrofon, sesleri kitlelere ulaştırmanın tek yolu değilse de önemli bir yoludur.
Teknolojinin, her şeyi cebe sokan küçültücülüğünden, mikrofon da nasibini aldı. Bu “ontolojik” olmaktan öte “pragmatik” gayeye yönelik bir icat idi. Minik mikrofonlar, sesi vermekten daha çok sesi almak/kaydetmek maksadıyla görücüye çıktı. Başlangıçta daha çok istihbarat ve gazeteci zümresinin elinde görülen bu âletler de zamanla anahtarlık hâline geldi.
Yakaya takılan mikrofonları da zikretmek zorundayız. Rağbet edilmeleri, “ergonomik” olmalarından kaynaklanıyor. Bu “böceğimsi” nesneler, ne zaman yakama asılsa, sanki üzerimde hamam böcekleri geziniyormuş gibi bir tedirginlik, bir huysuzluk hissederim. Tıpkı kulağımızın ardına raptedilip ağzımıza doğru sarkan “böceğimsi” mikrofonlar gibi…
Mikrofon, hayatımızın içine öyle ya da böyle girmiş durumda… Her teknolojik üründe olduğu gibi mikrofon konusunda da “tasarruf” insanoğlunun elinde… Onun önünde nasıl bir telkinde bulunursak, aynısı bize yankı yaparak dönecektir. Unutmayalım: Mikrofon tahrik eder.












Bu yorum bilemiyorum siteye mi gidiyor yoksa yazara mı,
denemeyi okudum Sayın yazar türkçeyi çok iyi kullanır ve kelimeleri de özenle seçer fakat acaba gözden mi kaçmış (hamam böceği)ifadesi genelde mide bulandırır nasıl üzerinde bu geziniyormuş gibi geliyormuş acaba…
Başka bir böcek bulamamış mı,
madem bu kadar iğrenç bir böceği niye üzerine takıyor?
Hocam çok güzel olmuş elinize sağlık. Ayrıca mayi sana katılmıyorum. Böceğin her türü mide bulandırır. Böceğe benzeyen her nesne de insanda bir tedirginlik hissi verir.
Sevgili Ayna,
İnsanın hocasını sevmesi ayrı burda duygusallığa gerek yok.
Siz hiç ateş böceği gördünüz mü?
ya UĞUR BÖCEĞİNE ne demeli…
nasıl sevimli ve nazik şık dururdu yazıda…
bilmem anlatabildim mi..
ayrıca sayın yazarda bunu dikkate alacağından eminim….
Değerli arkadaşlar! Gözden kaçırdığınız bir konu var: Mikrofonların rahatsız eden, ele avuca gelmeyen tuhaf türlerinden söz ederken “Hamam Böceği” mi kullanılmalı yoksa “Uğur Böceği” mi? Mikrofona dair bir olumsuzluktan söz ettiğimiz için elbette olumsuz bir çağrışım yaptıracak “hamam böceği”ni tercih edeceğiz. Tercih bilinçli yapılmıştır. Ben cımbızı günlük hayatta sadece kelimeleri tutmak için kullanıyorum. Bilmem anlatabiliyor muyum? :))
Bir mikrofon antipatisi ancak bu kadar güzel anlatılırdı hocam:)evet ben de Ayna’ya katılıyorum ve tabii size de..bu yazıda bence de böceklerden en güzel uyan “hamam böceği olmuş:))
Herşey hissetmekle ilgili olduğununa göre;
1. Bu metin bende “sadece yazıyor olmak güdüsü” içinde yazılan bir hava hissettirdi.
2. Mikrofonların sesi olmaz. Hoparlörün sesi olur. Bu nedenle yazının başlığı “Teknolojinin Sesi: Hoparlör” şeklinde olsa daha iyi olur. Yani yazının içeriği bu başlığa göre değiştirilmesi -ki bu zor- gerekir. Ya da yeni bir başlık…
3. Böcek meselesine gelince; edebiyat zaten ne anlattığna bakmaz, nasıl anlattığa bakar. En kötü olay-olgu bile en edebî bir şekilde ifade edilir. Batı ile doğu arasındaki en büyük fark da sanırım buradadır. Bizde “edebiyat” kavramı “ahlak” kavramını da içeririr. Batıda ise “literatür” kelimesi böyle bir anlam ihtiva etmez. Lakin şunu da unutmamak gerekir; söylediklerime uygun bir anlayış bence Tanzimata kadar sürmüş. Şimdilerde “edebiyat” kavramının anlamındaki bu durumdan dolayı sınırlandırılmış bir sanattan söz etmek sanat tarihini göz ardı etmek olur. Şu an sınırlandırılmamış bir sanat vardır ve bu sanat herşeyi içinde barındırmaktadır. Bu sanatın içinde çiçekler çölde de açar gölde de… Böcekler yuvadan da uçar (kelebek) ağzıdan da çıkar.