TAİFE-İ SANATKÂR
Mahmut Nefise
Aziz ve Muhterem Okuyucularım;
“Bende”niz zihni müşevveşiyet ve düşünce dağınıklığına duçar olup Leyla misal avare dolaşmaktayım. Fani dünyanın meşgalelerine dalıp giden ruhumu yazarak arındırmaya ve billurlaştırmaya azami gayret sarf etmekteyim.
Yazmak da olmasa; kör kuyunun dibinde karanlıklarda kalacağım, zannıyla hayatımı idame ettirmekteyim. Rabbime şükürler olsun ki bana yazma nimetini ihsan-ı ilahi olarak verdi. Her nimet kendi nevinden şükür ister, bu sebepler ömrüm oldukça siz aziz ve leziz okuyucularımla muhabbet ve mükâlemeye devam edeceğim.
Sanatkâr zevat-ı şahaneleri velûddur. Müelliftir. Münevverdir. Halkı tahlil edebilen âdemoğludur. Sanatkârlar hassas, ince, nazik ve nazenin ruhlu insanlardır.
Sanatkâr taifesi derin bakar. Eşya ve hadiselerin arka planını okur. Herkesten farklı bir nazara sahiptir. Hiç kimsenin göremediği teferruatı ense kökünden yakalayıp bir sanat eseri ortaya koyabilir.
San’at ehli, depresif ve agresiftir. “Norm”al insan taifesinden olmaları beklenemez. Bekleyenler sükut-u hayale dûçar olurlar. Ruh çizgisi mutedil ve istikrarlı zevat velud olamaz. Erbab-ı sanat ruhunu tırmalayıp kanatır, kanları mürekkep yapar ve sanat eseri vücuda getirir.
Erbab-ı san’at takımının kahir ekseriyeti burnundan kıl aldırmaz efendim! Zira bu muhterem zevat yeni bir eser telif edip vücuda getirdiklerinden başları göğe ermiştir. Bazısı narsisizm hastalığına dûçar olmuştur. Kimisi de “vücuda getirme, getirebilme” kabiliyetlerinin neticesi olarak vücutlarının bir yerlerinde “küçük ilahlar” gizlidir. San’atkâr taifesinin kimisi bu “vücuda getirme ameliyesi”ni Yüce Rabbin bir lütfu olarak görürler ve şükrederler. Ruhlarını terbiye ve tasaffi ederler. O’ndan gelen ilhamları ona teşekkür ederek mukabele ederler.
Eskiden ata-babalarımız, Devlet-i Aliye devrinde; erbab-ı san’ata ziyadesiyle ehemmiyet verip onları derd-i maişete duçar etmezlermiş. Onlar da bir odaya kapanıp sanatlarını icra ve talim ederlermiş.
Heyhat! Şimdi nerede öyle?
Erbab-ı sanat maişet derdine düşmüş. Popülizm hastalığından kurtulamıyor. Karnı aç adam nasıl sanat icra etsin efendi!
Gelelim günümüz hoppalarına!
Sancı çekmeyen, beyin fırtınası yapmayan, geceleri uykusu paramparça olmayan, nerede akşam orada sabah ayak takımına san’atkâr demek san’ata hakarettir.
Her akşam ve sabah televizyonlarda boy gösterip boş lakırdılar ve gıybetlerle halkı meşgul eden ve beynini zehirleyen bu kısım zevata “Hoppa!” demek isabettir zannımca.
Cırtlak sesleriyle ve yarı çıplak halleriyle san’at icra etmekten ziyade “sınıf atlama” “beyaz Türklerin içine girme” ve “materyal elde etme” kaygılarıyla sağa sola saldıran bu zevat sanatçı değildir. Bunlar olsa olsa zenginlerin sofrasında meze olabilirler.
Nedir o öyle ya hu! Televizyonları seyreylemeye kalkışınca insan kendini kasap dükkanında sanıyor. Sanat yarı çıplaklık mıdır? Gıybet etmek midir?
Kültürel müktesebatları son derece zayıf ve natamam hoppa takımının sözleri insanı hem üzüyor hem güldürüyor. Zira iki kelimeyi bir araya getiremiyorlar. Cesaretleri, cehaletleriyle mütenasiptir.
Sanat namına son derece elem verici bir hal; insan yazarken bile canı sıkılıyor.
Selam ve hürmetlerimle… Sağlıcakla kalınız…











