Tahlil Atölyesi
Kibrit Kutusu ve Termometre?
“BABAMIN BAVULU”NDAN ÇIKANLAR
BANA BİR MASAL ANLAT BABA
   Uygulama Atölyesii
SON VEDA
   Yazarlik Okulu
YAZARLIK OKULU 2007 TAKVİMİ
YAZARLIK OKULU NEDİR?
YAZARLIK OKULU 2006
YAZARLIK OKULU VE YAZAR OLMAK

ROMAN VE HİKAYE TEKNİĞİ

Yazarlar

DİBÂCE

Sözüme bir itirafla gireyim: Bendeniz bir Marquez bir Auster kadar ünlü bir roman yazarı veyahut Mustafa Kutlu üstadımız gibi bir hikâye yazarı değilim. Ya? Bir edebiyat meraklısı… “Dramatik anlatımda insanları etki altına alan sır nedir?” veya Murat Gülsoy’un sorduğu “Kurmacanın büyüsü nedir?” gibi soruları sorup kendine faydalı cevaplar araştıran bir meraklı…

Başlıkta gördüğünüz konuları yazıyor olmam söz konusu sorularla başladı esasen… Bundan dolayı Serinselvi’de yazmaya başlıyor olduğum bu yazı serisinde roman ve hikâye yazmanın teknik bilgilerini bir uygulayıcı kimliğiyle değil, araştırıcı mantığıyla sizlerle paylaşacağımı belirtmek isterim. Yani büyük eser vermiş bir yazar olarak değil, ilgili kitaplardan aldığı notları, “yazmak” isteyen okuyucuya faydalı olmaya çalışan bir aracı-yazar olarak buradayım.

      Roman ve hikâye; makale, deneme ve şiir gibi türlere göre farklı bir tür. Bunlar dramatize etmeyi içine alan tahkiyeye (hikâye etmeye) dayalı iki popüler yazı türü… Yapıları, muhataba doğrudan mesaj gönderilen aklî cümlelerle kurulmak yerine hayal kırıklığı, hüzün, neşe, şaşırma gibi diğer insan fonksiyonlarını da içine alan bir biçimde inşa ediliyor. Bu yapının içinde çatışma, arayış, macera, komedi gibi olaylar, başkahraman, yardımcı kahramanlar, iyiler, kötüler gibi karakterler, olayların geçtiği yerler olarak sahne veyahut mekân, ayrıca anlatıcının üslubunu belirleyen bakış açısı adı verilen öğeler gibi teknik kısımlar yer alır.

Tahkiyeye/anlatıya dayalı eserlerden olan roman ve hikâye yazarlığının öğretilip öğretilemeyeceği konusu biraz tartışmalı gibi görünse de her meslekte olduğu gibi onun da öğretilebilir yönlerinin olduğu açık bir gerçek. Belki doğuştan şair olmak şiir yazmada temel bir şart olsa da senaryo, roman ve hikâye yazmanın bazı teknikleri, ilgili türlerden takip edilebileceği gibi şematik olarak yazılmış kitaplardan da öğrenilebilir olduğunu ben de kabul ediyorum. Dünyada ve ülkemizde açılan birçok yazarlık okul ve atölyelerinin varlığını bu kabul için yeterli delillerden birisi olarak düşünebiliriz. Bununla birlikte “tekniklerin öğrenilmesi” aşamasına gelmeden önce bir takım olmazsa olmaz özelliklere de olmamız gerektiğini de not edelim.

 

USTALARI OKUMAK / USTALARA ÇIRAK OLMAK

Kuşkusuz bir türde eser yazabilme hususunda, “o alanda neler yapıldığından haberdar olmak” gibi bir ön şart vardır. Mustafa Kutlu gibi büyük bir hikâyecinin daha üniversite öğrencisiyken Sait faik Abasıyanık ve Sabahattin Ali ile ilgili inceleme eserleri kaleme alması, son söyleşilerinden birisinde bunun kendisine çok faydası olduğunu zikretmesi bahsettiğimiz şartın vazgeçilmezliğini gösterir. Söyleşinin devamında onun  “İleride seçeceğim mesleğimle ilgili bayağı bir çalışmam oldu, cümlesi aynı yoldan gitmek isteyenlere bir yol gösterme işareti olarak okunabilir. Kendisinden yazma konusunda tavsiye istenen hemen her yazar bir usta-çırak ilişkisinin varlığından bahseder. Kendini yazıya adamışlardan biri olan Nedim Gürsel yazarlık kursları ile ilgili bir röportajda anlatmak istediğimiz meseleye şöyle değinmiş: “Yazarlıkta usta çırak ilişkisi önemlidir. Büyük ölçüde başka yazarlar nasıl yapmış sorusuna cevap arayışı insanı yazmaya yöneltebiliyor.” Çok okuma ve çok çalışmaya temas etmeye bilmem gerek var mı? En iyisi bu konuda söyleyeceğimi uzmanına söyleteyim. Yazarlık atölyesi yönetmiş olan Pınar Kür konuşuyor: “Bir yazar zorlanmalı, bu iyi bir şeydir. (…) zorlanmak ise yazarı işini daha iyi yapmaya yöneltir.  (…) Okumadan yazar olunmaz. … Mesela ben roman yazmayı Tolstoy ve Agahta Christie’den öğrendim.” Demek ki çok okumak, çalışmak ve hangi ustaya veya ustalara çırak olacağımızı belirlemek gibi bazı gayretlere sahip olma gereği var. Bu şartlara büyük ölçüde sahip olduğunuzu varsayarak iyi bir romandan ne anlaşıldığına dair bir iktibasa geçebiliriz:  İYİ BİR ROMAN? Fransa’da entelektüeller arasında iyi bir romanın nasıl olması gerektiğine dair bir röportaj dizisi yapılmış. Verilen cevaplardan kendimize bazı dersler çıkarabiliriz. Okuyalım: “Roman temelinde hayal bulunan bir hikâyedir.(…) Bence burada önemli olan gerçekteki kişiler kadar canlı, düşsel kişiler yaratmaktır; bu kişileri uygun bir hava içine yerleştirmektir.” “İyi bir roman birkaç sayfa sonra okuru bağlar kendine, alıp yeni bir âleme götürür onu. Olayların akışını kovalamak, hatta bu akışa katılmak zorunda bırakır. Öyle ki insan romandaki kişilere kendi dostları ya da düşmanlarıymış gibi bakmaya, onları yaşantı ve duygularıyla ilgilenmeye, onlarla birlikte heyecanlanmaya başlar.” “…iyi bir roman acı ya da tatlı, üzücü ya da sevindirici bir hikâyedir. İç yaşamımızın dengesizliklerini, şaşkınlıklarını, atılım ve gerileyişlerini belirtmeye yarayan; organik, orijinal ve belgesel bir özellik taşıyan, insanı, insanoğlunun yaşantı ve düşlerini dile getiren, konusuna uygun ve büyüleyici bir anlatışı olan, tarihsel oluş ve akıştan ayrılmayan, insancı ve özgür bir hikâyedir”. “İyi bir roman her şeyden önce hoşa giden bir romandır. Böylesi bir roman beni duygulandırabilir, kızdırabilir ama gene de hoşuma gider anlattıkları, ilgimi çeker. Eskiden tezli romanlara bayılırdım. Gelgelelim artık dayanamıyorum onlara. Bir yaşantının ürünü olan, tutkuları dile getiren (bütün tutkular güzeldir bence) romanları seviyorum şimdi”. “…eğer bir roman beni ilgilendiriyor, etkisi altına alıyorsa, iyi bir romandır. Benim anlayışıma göre roman dediğin ne yolla olursa olsun kandırmalı, sürükleyip götürmelidir okuyanı.” Söylenenlerin matrisini aldığımızda genellikle iyi bir romanda “inandırıcılık, sürükleyicilik, mantıklılık, insani gerçeklere uygunluk, iç çatışmaları ortaya çıkarıcılık, şaşırtıcılık” gibi özellikler bulunması gerektiğini anlıyoruz. Peki, bütün bu özellikler roman, senaryo ve hikâyede nasıl uygulamaya konulacak? Metne bu cazibe nasıl kazandırılacak? İşte benim başta “öğrenilebilir” olarak nitelediğim şeyler bu özellikleri metne kazandıran tekniklerdir.  Önemle belirtmeli ki iyi bir roman ya da hikâye yazmadaki başarınız ve okunurluğunuz bahsettiğim teknikleri kullanmadaki ustalığınız kadar olacaktır. Bu tekniklere “yazma sanatı, kurmacanın sırları, tahkiye tekniği, öykülemenin püf noktaları” gibi isimler verilebilir. Adı ne olursa olsun bu teknikler öğrenilebilir şeylerden gibi geliyor bana.Birinci yazımın sonunda Huzur müellifinin roman yazmaya çalışan bir genç için sıraladığı ve Murat Gülsoy’a yazma aşkı verdiğini öğrendiğim düşüncelerini iktibas edeyim:“Hiç kimse ona dememişti ki; sen tek başına bir realitesin, bu realiteyi bize anlat. Yaşadığın saati, duyduğun günü, her gün içini parçalayan sızıları ve her akşam sana yaşamak aşkını veren ümitleri anlat. Ayrıldığın yüzler, gördüğün manzaralar… hasret ve gurbetlerin bize yeter; çünkü biz biliyoruz senin benliğinde bütün bir Türk iklimi, bütün bir Türk cemiyeti, hatta bunların arasında bütün bir insanlık var. Onları konuştur, yani kendini konuştur. Söyleyeceğin yalan bile bizim için bir kıymettir. Elverir ki güzel yazasın. Mademki roman yazacaksın, evvelâ her şeyden evvel bir roman işçisi ol… “ Şimdiden yazarlığın eteğinden tutmuş okuyucularıma başarılar diliyorum. Bundan sonraki yazımda iyi bir tahkiye eserinde “Nasıl bir karakter seçilmeli?” sorusunun cevabını nakletmeye çalışacağım. 

Not: Bütün çeşitleriyle roman, hikaye ve senaryo eserlerine yapılarından dolayı fiktif (kurmaca), kurgu, anlatı, öyküleme, tahkiye, dramatik anlatım gibi isimler verilmekte. Ben bunların içinden “tahkiye”yi tercih edeceğim

 Marbo, Camilla. “İyi Roman Nasıl Olmalı?”, Edebiyat Bahçesinde, Çeviren: Asım Bezirci, Damar Yayınları, Ankara 1992, s.38

Herisse, Marc. Age. s.32

Sauvage, Marcel. Age. s.35

Giron, Roger. Age. s.36

Launay, Pierre Jean. Age. s.37

Nakleden: Gülsoy, Murat. Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık, Can Yayınları, İstanbul 2005, s.219

 

4 Yorum var

  1. Gönderen h.ahmet doğan Tarih October 4th, 2007

    yazı örneklendirilirse daha faydalı olur.

  2. Gönderen ziya akkaya Tarih October 12th, 2007

    ben 16 yaşında bir gencim ve ileride yazar olmağı cok ama cok istiyorum yeteneğim var bilgisaraımda yazdığım hikaye ve şiirler var ve yazmaya devam ediyorum ileride yazarlık hayatıma bun yazdığım şiirleri ve hikayaleri bir kitap haline getirip biyasaya sunmayı düşünüyorum yazarlık cok güzel ve şimdi ise senerya yazmaya calışıyorum cok zor gelmedi bana ama roman hikaye ve şiir yazmak bana daha kolay geliyor herkeze iyi günler sanatı seven ve kitap okuyan insanlar

  3. Gönderen ömer mantıcı Tarih February 20th, 2008

    çok güzel olmuş

  4. Gönderen eyyub Tarih April 7th, 2008

    en baştan okumaya değmeyeceğini söylemeliyim,çünkü geçen bir ibare tüm okuma şevkimi birden alt üst etti.(Bundan dolayı Serinselvi’de yazmaya başlıyor olduğum bu yazı serisinde roman ve hikâye yazmanın teknik bilgilerini bir uygulayıcı kimliğiyle değil, araştırıcı mantığıyla sizlerle paylaşacağımı belirtmek isterim.)iştahımı kaçıran cümle işte bu.ben ‘yazı dizisi’ duydum,gördüm ama ‘yazı serisi’ diye birşey hiç duymadım daha yeni görünce de tüylerim diken diken oldu.

Posting your comment.

Yorum Yap

    Yazarlar

      Harun Tokak
      Issık göl şehidi
      Ali Bulaç
      "LÜZUMSUZ MERHAMET!"
      Sadık Yalsızuçanlar
      Hz. Mevlana’yı Okumak
      Berat Demirci
      "TO BE"
      Dr. Selma Karışman
      ŞİİRİMİZ VE BİZ -1-
      Mahmut Nefise
      TAİFE-İ SANATKÂR
      Şeref Yılmaz
      Şehirlerin Dili
      Hüseyin Bargan
      RAFLARDAKİ EKSİK KİTAPLAR
      Münir Arıkan
      Kurumsal Gıybet
      Talat Ordu
      MEVLANA, OĞUZ ATAY, FAZIL SAY?
      Niyazi Sanlı
      SON CÜMLE

      Arsiv

      • March 2008
      • February 2008
      • January 2008
      • November 2007
      • October 2007
      • September 2007

_blank

  •