RÜYADAKİ FISILTI: OYUN…
Ali Osman Kurun
Pişmanlığa vakit yok, yol beklemez kimseyi..
Hep bir kervanla gider birisi uzaklara.
Islanırsın, dinleme o incecik ‘çise’yi!
Acılar hep usulca dokunur dudaklara.
|
|
|
||||||||||||||||||||||||||||
Ali Osman Kurun
Pişmanlığa vakit yok, yol beklemez kimseyi..
Hep bir kervanla gider birisi uzaklara.
Islanırsın, dinleme o incecik ‘çise’yi!
Acılar hep usulca dokunur dudaklara.
Hatice KESGİN
Murat Abi
Mahallemizin sevilen sayılan abilerindendi.
Babacan, iri yapılı, güçlü kuvvetli, kocaman kırmızı yanaklı, güleç yüzlü…
Delikanlı tayfasının cömertlik yönünden en önde gideniydi. Yapılan futbol maçından sonra kendiyle alakalı yorumları çocuklardan dinlemek çok hoşuna giderdi. Atamadığı çalımlara gelen müthiş yorumlara, atılan gole verir gibi olduğu asistlere yağdırılan akla hayale gelmez övgülerle coşar; “E, bunun üzerine bir dondurma gider!” deyip bizi sevindirirdi.
Selma Ümit
Sayıp nicelerdir bekledim seni
Ayıp tek gecelerde yokladım seni
Daim yek hecelerde kokladım seni
“İnna enzelnâhü fî leyletil kadr”
VEDAT SEHERAY
TARİHÇE
Edebiyatı genel olarak şiir, tahkiye ve fikir yazıları olarak üç türe ayıracak olursak roman, bunların içinde şimdilerde anlatı denilen tahkiye türü içinde yer almaktadır. Masal, hikâye, mesnevî, fabl da tahkiyeye dayalı diğer türlerdir. Romanı bunlardan ayıran özelliğine gelince, ancak 18 ve 19. yüzyıllarda ortaya çıkmasından kaynaklanan yeniliği ve toplumdan-tabiattan çok ferdin iç dünyasının tasvirine dayanma özelliğidir. Destanın modern bir biçimi olarak adlandırılsa da, kaynak olarak masallardan, eski doğu hikâyelerinden yararlansa da roman modern bir türdür ve ilk olarak Avrupa’da ortaya çıkmıştır. 16. Yüzyılda Latinceye karşılık bozulmuş bir halk dili manasında Romalı dili (lingua romana) ve bu dilde hikâye anlatılan eserlere Romans denilmekteydi. Romanın etimolojik olarak bu kelimeye dayandığı kabul edilmektedir.
ZÜBEYDE KARAKUŞ
Masalsı vakitlerindeyim ömrümün
Her söz umman.. her bakış sanki yakarış
Senli zamanlarımın artık sevinciyle avunuyor
Bu emanet…Bastığım her taş yalnızlığını kopyalıyor ;ürperiyorum
Gölgem mi baki yarim ki dokunamam
Reyhane KEMERLİ
İnsanların zihninde dolaşan soruları fark ediyordum bir bir. Ard arda sıralanıyordu sorular, neden buradayız, nereye gideceğiz, madem her şeyi biliyor O, öyleyse neden var olmaya, mücadele etmeye devam ediyoruz. Soruların cevapları değildi aslında ilgimi çeken, biz bilsek ya da bilmesek de, anlasak ya da anlayamasak da, görsek ya da göremesek de, var olduğumuzdan beri cevaplar arayıp bulsak ya da bulamasak da, elbette her birinin birer cevabı vardı.
Ayşe YILMAZ
“Yazmak nedir? İnsan neden yazar olmak ister? Yazı bir ilham işi midir yoksa yıllar süren sabırlı bir çalışmanın sonunda mı insana bahşedilir?” Sorular, sorular, sonu gelmeyen, bitmek bilmeyen sorular. Yazıyla az çok iştigâl etmiş herkesin zihnini kamçılar bu ve buna benzer sorular. İster bir yazara öykünüp birkaç satır karalayan “yazar”lardan olalım, ister “Hayır başka türlü olmayacak, ben yazmaya mecburum.” diyelim ve mutluluğu yazının sıcak kollarında arayalım, herkesin, hepimizin biricik zihin farelerimiz oluverir bu sorular…
İffet Oral
Saat yediyi çoktan geçtiğine göre belediye otobüsünü kaçırdık; halk otobüsünün geveze biletçisi ile yine çene yarıştırmak zorunda kalacağız.
Adam hem kel hem foduldu.
Gevezeliğinin yanında sözünü bilmezliği de cabasıydı. Yolcuların sitemlerine pişkin pişkin cevaplar verir, sıkışıklıktan, havasızlıktan zaten bitap düşmüş insancıklara laf sokuşturmaya bayılırdı.
Sanki evindeymiş gibi serildiği koltuğunda; serçe parmağıyla kah burnunu kah kulağını karıştırır; sonra –güya-kimseye fark ettirmeden parmağını pantolonuna silerdi. Devam Et »
TALAT ORDU
Bir eserin edebî mi edebî değil mi olduğuna nasıl karar verilecek? Bu soruyu sorduğumuz andan itibaren birden fazla soruyu içinde barındıran bir “problematik” açmış oluyoruz. Öncelikle Berna Moran’ın kitabında vurguladığı gibi “sanat eserinin kişide bıraktığı etkinin zevke mi yoksa herkesin kabul ettiği objektif ölçülere mi dayanması gerektiği” sorusu ortaya çıkıyor. Ayrıca “bütün edebî türler için ortak bir kriter/mihenk (ölçüt) bulunabilir mi” meselesi karşınıza geliyor. Devam Et »