ÜÇ KAFADAR

İffet Oral

Epey güngörmüş bir çınarın göğe bakan dallarında, birbirini hiç görmemiş birer palamuttular. Bulundukları ağacı hınzırca sallayan rüzgârın onları silkelemesi tanışmalarına sebep oldu. Daldan kopuşları da, nemli toprakla kucaklaşmaları da aynı vakte rastladı.

Boşlukta gelişi güzel düşerken ilk defa birbirlerini gördüler. Ne kadar da benziyorlardı birbirlerine. Bir ara o kadar yakınlaştılar ki az kalsın çarpışacaklardı.

Devam Et »

MEŞHUR EDİPLERİN İSTANBUL’DA OTURDUKLARI SEMTLER

Mahmut Sami ŞİMŞEK

     İstanbul’un Boğaziçi sahilleri ve “Eski İstanbul” denilen Suriçi İstanbul, ediplerimizin doğdukları yaşadıkları ve en muhteşem eserlerini serdettikleri, gözde mekanlardır.


     Boğaziçi sahillerinde dolaşırken, yazın sıcak bir günde serinlemek ve şehrin ufunetli buhranından bir süre de olsa uzaklaşmak için gittiğiniz Adalar’da hâlen bir şairimize, bir yazarımıza ait bir köşk, bir yalı, cumbalı ahşap bir ev görür ve hayalen o döneme gider gelirsiniz.

     Gezelim bakalım İstanbul’u neler göreceğiz.

Devam Et »

İYİ DİYALOG NASIL YAZILIR?

TALAT ORDU

Daha önceki bölümde empatiyle karakterin ruhuna hulul etme gereğinden bahsetmiştik. Karakteri konuşturmak ise diğer önemli bir husus…

Generali general, çocuğu çocuk gibi, köylüyü köylü, kıskancı kıskanç, bilgiliyi bilgili gibi konuşturamazsak okurun tepkisini çekeriz. Yazarlık dersi veren uzmanlar diyalogların “karakterin şahsiyeti ve hissiyatı” hakkında okuyucuya bir şeyler hissettirmesi gerektiği üzerinde duruyorlar. Bir öğretim görevlisinin kamyon şoförü gibi konuşturulamayacağı, on iki yaşındaki çocuğa felsefe dersi verdirilmeyeceği sizce de aşikâr olmalı…

  Devam Et »

ROMAN NEDİR’E EK

VEDAT SEHERAY

Mehmet Tekin romana dair eser kaleme almış olan akademisyenlerdendir. Yıllar önce Dergâh Dergisi’nde yapılmış olan bir röportajda onun söyledikleri romanı anlama adına açıklık getirici bilgiler ihtiva ediyor:

Tarif:

Roman, dile tasarrufu, bir zamanlar hayranlık uyandıran tasvir gücü, olayları, kişileri ve var olanı somutlaştırma yeteneği ve toplumu ifade etme gücüyle diğer türlerden farklı bir anlatım biçimi üzerine oturur.

Devam Et »

ESRARNÂME

Nazım Nurdan

Süslü çiçek; kadife yüzünde gülümseme

Meyve kendini salmış, dalda beklemede.

Yapraklarda şıpıltı, yağmur inmede.

Seher yeli saba şarkısıyla eserken,

Bülbül şakımada, dilinde aşkî nağme.

Ve annelerin yüreğinde çıkarsız sevme…

Anne sıcak sığınak, anne şefkatli sine…

Devam Et »

UZUN YAĞAN YAĞMURLAR

Ali Osman Kurun

Bir de ayrılıklar vardır uzun ya-

ğan yağmurlar gibi oyuklar açar

Toprak yollarında kalbimin. Dünya

Kararır, insanlar evine kaçar.

Devam Et »

GALAT-I MEŞHUR

Niyazi SANLI

Merhaba sevgili dostlar ve gönül ehli!
Dergimiz daha ilk sayısında büyük bir teveccühle karşılandı. Gönül dostlarımıza teşekkür ederiz.

İlk sayıda da ifade ettiğimiz üzere hayallerimiz büyük elbette. Bu işin sonu tahminimce Yazarlık Okulu’nu bir üniversiteye dönüştürmeye kadar varabilir. Bu fikri açtığım dostlarım büyük bir destek ve hak verdiler bana. Zamanı gelince olacağına inanıyorum. Devam Et »

BENİM ADIM İSTANBUL

umit_meric.jpgÜmit MERİÇ

Merhaba!
İsa’nın doğumuna
Yedi yüzyıl var iken
Haliç’le Marmara’nın

Devam Et »

DELİAĞA

Recep Şükrü Güngör

recep_sukru.jpgŞuraya bir su getirirsem gerisi kolay. Kocaman bahçe yapacam burayı. Her bir çeşit meyve dikecem. Koca koca kiraz getirecem. Şeftaliden cevize, elmadan fıstığa kadar ne geliyosa aklına… Arıları da şu yukarıya kamalakların içine konduracam. Hem evlere bir zararı yok. Hem de bana yakın olur.

Şu su bir çıksın, gör beni o zaman yeğen. Can biter burada, can biter.

Kıraç toprakları yeşertmeye çalışıyordu…

Bu imkânsız dağ başında, yörebin yüzündeki bayırlığı yeşertmeye çalışmak delilikti.

Çardaktan yekindi Deliağa. Yolun altını üstünü dolaştı. Elinde tersinden tuttuğu bir kavak dalı. Su aradığı belli. Keçeli’nin içi içini kemiriyor.

Devam Et »

« Previous PageNext Page »