Tahlil Atölyesi
Kibrit Kutusu ve Termometre?
“BABAMIN BAVULU”NDAN ÇIKANLAR
BANA BİR MASAL ANLAT BABA
   Uygulama Atölyesii
SON VEDA
   Yazarlik Okulu
YAZARLIK OKULU 2007 TAKVİMİ
YAZARLIK OKULU NEDİR?
YAZARLIK OKULU 2006
YAZARLIK OKULU VE YAZAR OLMAK

ÖNCE DÜŞÜN SONRA SÖYLE SÖZÜNÜ

Yazarlar

Düşünmek, insan olmanın doğal sonucu… Yani insan olan düşünür; daha doğrusu düşünmek zorundadır.

Düşünmek, insan için bir aksesuar olmadığı gibi, bir fantezi de değildir. O, insan olmanın ana unsurudur. Hatta “Düşünmeyenler insan değildir.” desek, pek de abartmış olmayız.

Düşünmenin, konuşmakla doğrudan ilgisi var. Yani konuşmak isteyenler, düşünmek zorundadır. Düşünmeden konuşmanın zirvesi deliliktir. Çünkü deliler, konuşurken düşünmez.

 

Stanislavsky; “düşünce + söz + ses = işte insan” der. Haklıdır bana göre… İnsanın kendini bulabilmesi, düşünmesiyle doğru orantılıdır. Düşünmeyen bir insan, kendini bulamaz; hatta kendini yaratanı bile…

Doğru konuşabilmek için, doğru düşünmek şarttır. Doğru düşünmek için de doğru görmek gerekir. Onun için Azerî Çelebi; “Hoş nazara lâbüd olur hoşnüma/Eğri bakan eğri görür daima” der.

Hayvan ile insan arasındaki en önemli ve en büyük fark düşüncedir. Evet, insanlardan düşünmeyenler olabilir belki ama hayvanlardan düşünen hiç yoktur. Yemek, içmek, uyumak, insanı insan yapan özellikler değildir. Bunları diğer canlılar da yapabilirler. Ama konuşmak, en kısa ifadeyle, “insan olmak” demektir. Kant, bu noktada haklıdır: “Hayvanlar, düşünemedikleri için konuşamazlar” der.

Aklın varlığını, konuşma sayesinde çok açık anlarız. Akıllı olduğu hâlde konuşamayanların olduğunu da biliyorum ama istisnalar, kaideleri bozmayacağı için üzerinde durmuyorum.

Konuşma, insanı ele verir. Çünkü ağızdan çıkan kelimeler, aklın derecesini gösteren birer işarettir. O kelimeler; bir insanın psikolojisi, merakları, ilgi alanları, plânları, rüyaları ve hayalleri hakkında bize o kadar çok şey söyler ki!… O hâlde şu gerçeği, bütün cesaretimizi toplayarak itiraf etmek zorundayız: “Konuşma, şahsiyettir.”

Söz, ağzımızdan çıkıncaya kadar bizim esirimizdir; ona hükmederiz. Ama ağzımızdan çıktıktan sonra biz onun esiri oluruz. Ağızdan çıkan söze hükmedebilen insan yoktur. Böyle bir sözü tekrar sır hâline getirmenin yolunu insanlık henüz bulabilmiş değildir. Onun için, ağızdan çıkan söze, yaydan çıkmış ok nazarıyla bakılmıştır.

Âşık Sıtkı Baba; “Evvel düşün sonra söyle sözünü/Ok yaydan çıkınca geri alınmaz” der. Tam âşıklara yakışır bir ifade… Eskilerin, eskimeyen sözlerinde iki önemli özellik var: Birincisi, söylenen sözün doğru olması; ikincisi, güzel söylenmiş olması… Yukarıdaki iki dize; hem bir vasiyet, hem bir nasihat hem de bir tecrübedir. Çünkü düşünmeden konuşan, konuştuktan sonra düşünmek zorunda kalır. Konuştuktan sonra düşünmenin akibeti ise genelde olumsuzdur. Doğru olan, konuşmadan önce düşünmektir.

Yunus Emre; “Kişi bile söz demini/Etmeye sözün kemini/Şu cihan cehennemini/Sekiz uçmağ ede bir söz” der. Sözün “dem”ini bilmeyen insan, kaş yaparken göz çıkarır. “Kem”ini söyleyen kişi de, ortalığı cehenneme çevirir. Bunun tersi şudur: Söz söylemenin zamanını ve sözün iyisini bilen insanın etrafında, cennet gibi bir hava oluşur.

Ağızdan çıkan öyle sözler vardır ki, insanları, hatta milletleri birbirine düşürür. Öyle sözler de vardır ki, yıllardır devam edegelen kavgaları sona erdirir. Yunus Emre, bu gerçeğe şöyle tercüman olmak ister: “Söz ola kese savaşı/Söz ola kestire başı/Söz ola ağulu aşı/Bal ile yağ ede bir söz.” Bu kadar süzülmüş bir ifade, asırları nasıl aşıp gelmesin!

Sözün, yerinde ve zamanında söylenmesi kadar, tatlı ve güven telkin eden bir tonda söylenmesi de önemlidir. Bu biraz ilgi, biraz istek, biraz da önemsemeyi gerektiren özel bir alandır. Bir mecliste, ağzında hiçbir ölçü bulundurmadan dereden, tepeden, kekremsi ve ekşi ifadelerle etrafındakilerin ağzının tadını kaçıran bir insan, sizce sevap mı kazanmıştır? Yüz bin defa hâşâ! Bu tür insanların susması, konuşmasından hayırlıdır. Onun için kâinatın iftihar tablosu; “Ya hayır konuş, ya sus!” der. Kanaatim odur ki, susmayı, hayırsız konuşmaya tercih eden insan, sevap kazanır. Urfalı meşhur divan şairi Nabi’nin bir beyti şöyle: “Sühân-ı bihûdeden hoş gelir âvâz-ı horoz/Bâri mânâsını bilmezse de hengâmı bilir”

Böyle ölçüsüz, saçma sapan sözleri dinlemektense, horoz sesi dinlemek daha iyidir. Neden? Çünkü “Manasını bilmezse de bari zamanını bilir.”  Ne tuhaf bir durumdur ki, horoz; öteceği zamanı bilirken, insan gibi bir varlık, yersiz ve zamansız sözler söyleyebiliyor.

“Kötü söz, sahibine râcidir” denir. Yani kötü söz; döner dolaşır, söyleyene gelir. Sözün tatlısı makbuldür. Tatlı söz, yılanı bile deliğinden çıkarır; kobraların zehirini etkisiz hâle getirir. Kötü sözün en zararlısı ve en zehirlisi de gıybettir. Ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi, gıybet de iyilikleri, güzellikleri, sevapları yer bitirir. “Fırsat-ı güftâr yâ râb düşmesin bedgûlara!” Nedim”in bu dizesi, aynı zamanda bir duadır.

Gıybet etmekten hoşlananlar, bayağılığı ve sıradanlığı kabullenen kimselerdir. Bu tür insanların meclisinde bulunmak ne büyük talihsizliktir! Velhasıl, “cahil ile sohbet etmek güçtür bilene; çünkü cahil ne gelirse söyler diline.”

 

3 Yorum var

  1. Gönderen esra Tarih October 3rd, 2007

    çok güzel beğendim. önce düşünmeli sonra söylmeliyiz. düsünmeyen insan karşısındakine ne dediğini bilmez. ama düsünen insan kaeşısındakine ne dediğini bilir.

  2. Gönderen esra Tarih October 3rd, 2007

    çok güzel beğendim. önce düşünmeli sonra söylmeliyiz. düsünmeyen insan karşısındakine ne dediğini bilmez.

  3. Gönderen havva vegin Tarih October 23rd, 2007

    Bu sözün bende çok acı bir hatırası var.
    Keşke Sayın yazarın bu yazısına daha önce rastlasaydım.Bu yazıyı okuyunca o günü tekrar yaşamış gibi oldum….
    Kıymetli Şeref Bey’e bizi bu konuda aydınlattığı için çok minettarız.
    Kolaylıklar diliyorum……

Posting your comment.

Yorum Yap

    Yazarlar

      Harun Tokak
      Issık göl şehidi
      Ali Bulaç
      "LÜZUMSUZ MERHAMET!"
      Sadık Yalsızuçanlar
      Hz. Mevlana’yı Okumak
      Berat Demirci
      "TO BE"
      Dr. Selma Karışman
      ŞİİRİMİZ VE BİZ -1-
      Mahmut Nefise
      TAİFE-İ SANATKÂR
      Şeref Yılmaz
      Şehirlerin Dili
      Hüseyin Bargan
      RAFLARDAKİ EKSİK KİTAPLAR
      Münir Arıkan
      Kurumsal Gıybet
      Talat Ordu
      MEVLANA, OĞUZ ATAY, FAZIL SAY?
      Niyazi Sanlı
      SON CÜMLE

      Arsiv

      • March 2008
      • February 2008
      • January 2008
      • November 2007
      • October 2007
      • September 2007

_blank

  •