NE OKUMALI?
DÖRT AŞAMALI ALTERNATİF OKUMA PROGRAMI–1 Ali Bulaç Rahmetli İsmail R. Faruki “Bilginin İslamileştirilmesi” çerçevesinde bir “eğitim programı” geliştirmişti. Malezya’nın önemli mütefekkirlerinden Nakip el Attas, İslam dünyasının ayağa kalkmasını sağlayacak ana faaliyetin “edep” merkezli “eğitim” olduğunu düşünüyor ve büyük emek harcayarak hazırladığı programını uygulama şansı bulabiliyor. Bu konu 20. yüzyılın en önemli sorunuydu. Rahmetli Ali Şeriati, bununla ilgili olarak “Ne yapmalı?” diye sormuştu. Evet, bu soru önemli. Hepimiz bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Ama belli ki bir şeyler aksıyor ve bunun sebeplerinden biri çoğu zaman “bilmeden yapmamız”dan kaynaklanıyor. “Bilmek” için “okumak” lazım. Okuyarak bildiklerimiz bizim yapıp-ettiklerimize ışık tutar, bize sağlam bir arka plan sağlar. Bunun için yapmayı bırakmak gerekmez, çünkü okuyup öğrenmenin süresi ve sınırı yoktur, belki okumaya paralel olarak yapmaya devam etmesini öğrenmeliyiz. Bu yüzden “Ne yapmalıyız?” sorusuna “Ne okumalıyız” sorusunu da ekleyip ikisine cevap aramalıyız. Belki de iki sorunun cevabı aynıdır.Okumanın özel bir zamanı, zemini ve yaşı yoktur. Biz Müslümanlar okuma faaliyetini sadece daha çok ve gösterişli bilgilere sahip olmak için yapmayız. Kur’an-ı Kerim bilgi sahibi olmayı, ilim öğrenmeyi insanoğlunun en önemli ve değerli faaliyetleri arasında sayar. Hatta herkesin sıkça tekrar etmekten gurur duyduğu gibi Peygamber Efendimiz (s.a)’e gelen ilk vahiy ‘oku’ emri olmuştur. Yine Allah’ın Resulü (s.a.)’nden rivayet edilen bir hadise göre “İlim öğrenmek her Müslüman erkek ve kadın üzerinde farzdır” ve bu farz “beşikten mezara kadar” devam etmektedir. Demek ki bizim dinimizde okumak herhangi sıradan bir iş veya yapılsa da yapılmasa da olur cinsinden ihtiyari bir amel değil, Müslüman olmanın en önemli faaliyetlerinden biridir. İdeal olan, bir hocanın halkasına katılıp okumaktır (Hoca merkezli öğretim ve ilim tahsili); buna imkan yoksa kitap okumak, ilim öğrenmenin yollarından biridir (Kitap merkezli öğretim ve ilim tahsili). Bizler ilim, irfan ve tefekkür sahibi olmak için okuruz. Çünkü yine Kur’an’da belirtildiği gibi “Allah’tan en çok korkanlar (bilgi sahibi) alimlerdir”. Bu okuma programı “ekip merkezli” bir özelliğe sahiptir. İlim öğrenmenin çok çeşitli yolları var. Geçmişte okuma yanında sohbet etmek, ilim meclislerine katılmak ilim öğrenmenin önemli yollarından biriydi. Zamanla ferdi okuma ve sohbete katılma dışında yeni usuller gelişti ve bir bakıma ferdi okuma ve sohbet geleneğini zayıflattı. Çağımızda bilhassa gelişmekte olan kitle iletişim araçları sürekli olarak bilgi, kültür ve haber aktarımında bulunmaktadırlar. Tabii ki söz konusu araçların ya da daha yaygın kullanımıyla medya ve internetin aktardığı bilgi kültür ve haberlerin ne ölçüde doğru, gerçek ve yararlı bilgiler olduğu konusunda birçok insan gibi şahsen benimde şüphelerim var. Medyanın yanı sıra en önemli bilgi aktarıcısı durumunda olan üniversiteleri zikretmek gerekir. Üniversiteler modern zamanda resmi ve kurumsal düzeyde tek mümkün ve meşru bilgi aktarıcısı olarak görülürler. Elbette üniversitelerde görece de olsa hiç yararlı bilgiler üretilmiyor değil, kesin olarak ve bütünüyle böyle bir iddia da bulunmak çok zor. Ancak bu bilginin niteliği her zaman tartışma konusudur ve hiç kimse üniversitelerde üretilen bilginin tek mümkün doğru ve meşru bilgi türü olduğu iddiasında bulunamaz. Bu durum, yaygın eğitim ve bilgilendirmeyi üstlenmiş bulunun medya, internet ile örgün eğitim ve bilgi aktarımını üstlenmiş bulunan okul ve üniversite sistemine ilişkin bir takım şüphelerin oluşmasına yol açmış bulunmaktadır. Nitekim bu şüpheler dolayısıyladır ki son zamanlarda gerek Batı’da gerekse dünyanın başka bölgelerinde insanlar farklı, daha doğrusu ‘alternatif’ diyebileceğimiz bir takım “okuma programları”na yönelmeye başlamışlardır. Alternatif okuma programlarından maksat ister resmi ister sivil düzeyde faaliyet gösteriyor olsun, yaygın ve örgün eğitim kurumlarının veremediği, kimi zaman vermek istemediği bilgilere ulaşmak bu sayede içinde yaşamakta olduğumuz verili sistemi daha farklı bir perspektiften hareketle eleştirebilmektir. Şunu da belirtmekte yarar var: bu türden teşebbüs ve taleplerin iktidar sorunuyla yakın bir ilgisi var. Çünkü Aristo’dan bu yana bilgi bir güç olarak tanımlanmış ve bu güç daima iktidarların denetiminde olma gibi bir özellik arzetmiştir. Birçok şeyi köklü bir değişime uğratmakla beraber modernlik bilginin bu klasik tanımını muhafaza etti ve bilgiyi güç kullanımında geçerli bir araç şeklinde kullandı. Şu halde modern manada bilgi konusuna baktığımızda şu iki önemli noktanın farkında olmamızda yarar var: Biri bilginin iktidarı ayakta tutan ve devam ettiren bir güç olması, diğeri bilginin niteliği. Her iki durumda da bizim bugünkü bilgiye bazı itirazlarımız var. Bundan dolayı biz Müslümanların farklı bir bilgi tanımını yapmamız ve bunun yanında farklı bir bilgilenme şeklini geliştirmemiz gerekir ki, ben bu konuyu “Bilgi Neyi Bilmektir? (Yeni Akademi Y., İst., 4. Bsm.) adlı çalışmamda uzun uzadıya ele almaya çalıştım.. Bu arada çok yanlış bir kanıyı tashih etmek gayesiyle şu noktanın da altını çizmek gerekir: Modern dünya geniş ölçüde yukarıda işaret ettiğimiz bilgi türünün kullanımına dayanır. Bu bağlamda ürettiği, dönüştürdüğü ve hatta karşı olduğu bilgiye de kayıtsız değildir elbette. Bu açıdan modern dünya başka bilgi türleri yanında en çok İslam dini ve İslam dünyası ile yakından ilgilidir. Bugün Batı dünyasının finanse ettiği çok sayıda araştırma kurumu vakıf, merkez ve enstitü var. Bunlar harıl harıl İslamiyet, İslam dünyasında sürüp gitmekte olan sosyo-politik ve kültürel gelişmeler ile İslami hareketler üzerinde araştırma yapmaktadırlar. Ancak söz konusu araştırmaları yakından izleyenlerin de tespit ettiği gibi, bu araştırmalar bir yandan taraflı ve tanımlayıcı bir perspektiften hareket ediyorlar, öte yandan bunun bir sonucu olarak son derece selektif davranıyorlar. Selektif davranmaları işlerine gelmeyen bilgileri ayıklamanın bilgi aktarıcısı durumundaki araçların kapsamına almanın bir gereğidir. Çünkü doğru ve ‘tarafsız’ bilgi, bilginin iktidarla ilişkisini ters düz edebilir ve çoğu zaman da ters düz etmektedir. Bütün bu anlatılanlardan bizlerin doğru ve gerçekten bilgilendirici, kısaca “alternatif bir okuma programı”na ihtiyacımız olduğu sorunu ortaya çıkıyor. Bizim önerdiğimiz alternatif okuma programının bazı özellikleri var. Bu okuma programını izleyebilmek için aslında formel bir eğitim görmüş olmak gerekmez. Duruma göre okuduğunu anlayan bir ilköğretim mezunu da bu programı izleyebilir. Bu konuda en önemli amil belli bir zihinsel kapasiteye sahip olan insanların ‘istekli’ ve ‘sabırlı’ olmaları hususudur. Gündelik ve kısa vadeli kazançlar peşinde olan insanların bu okuma programından istihsal edecekleri fayda son derece sınırlı olur ve esasında programı sonuna kadar götürebilecek sabrı, tahammülü göstermeleri zordur. Programdan ilk amaçlanan fayda, ömrümüz boyunca sürecek fikri hayatımıza sağlıklı ve kalıcı bir alt-yapı zemini oluşturmak; bir kurum olarak üniversitenin dışında zihni özgürleştirici bilgi ve tefekkür formasyona sahip olmanın mümkün yollarını bulmaktır. Malum olduğu üzere çoğu bilgilerimiz parça pörçük, eksik ve düzensizdir. Bizi bilgilendiren araçlar ve kurumlar bazen bunun özellikle böyle olmasını istemektedirler. Bu durumda insan bilgi sahibi olduğunu düşünür gerçekte ise sahip olduğu şeyler sağdan soldan devşirilmiş kulaktan dolma malumat yığınıdır. İnternet ortamı malumat doludur, ama bilinc ve bilgelikten yoksundur. İhtiyacımız olan şey, bilgi, bilinç ve bilgeliktir. Bunun için de öncelikle sağlam bir arka plana, güvenilir bir bilgi zeminine ihtiyacımız var. Bir başka husus, söz konusu bilgi zemininin tek taraflı olmaması gerekir. Çünkü bu da insanın çok yönlü olması gereken bilgilenme faaliyetini zedelemekte, bunun sonucunda yaşadığı gerçekliği eksik tanımasına yol açmaktadır. Bu açıdan uzun bir zamana yayılması ve sınırlı sayıda insanların katılımıyla gerçekleştirilecek bu program esas olarak dört ana bölümden oluşmaktadır.1. İslam2. Batı 3. Modern Dünya4. Modern İslam Okuma programına aldığımız kitaplar söz konusu alanlarla ilgili temel bilgileri vermeye matuftur. Bundan dolayı konuyla ilgili çok sayıda değerli çalışma olmasına rağmen bizce maksadın hasıl olmasına yarayacak iki, üç veya biraz daha fazla sayıda kitap önerilmiştir. Amaç programı izleyen taliplinin kendi başına bir ilim sahasını temsil eden konumun temel kavramlarını, genel çerçevesini zihninde belirginleştirmek, onda kalıcı bir kültür oluşmasını sağlamaktır. Elbette insan her okuduğu kitabı tam olarak ve ömür boyu hatırlayamaz, ancak aradan uzun bir zaman geçse ve hatta unuttuğuna kanaat getirse dahi gerektiğinde hafızasında depolanan bilgiler hini hacette ekrana gelir. Bir çağrışım, bir tartışma veya herhangi bir hatırlatma (tezekkür), zamanında depolanmış bilgilerin zihninde uyanmasına vesile teşkil ederler. Ayrıca belirtmekte yarar var: Bu okuma programında yer alan kitaplar dikkatle ve bir kere okunmakla yetinilmesine rağmen, Kur’an okumanın zamanı yoktur. Her gün asgari üç dört sayfa Kur’an okunması, eğer Arapça’sından okunabiliyorsa mealiyle birlikte, eğer Arapça okunamıyorsa, sadece mealiyle yetinerek okunması gerekmektedir. Bu da üzerinde tefekkür edilmeden bir okuma değil, tam aksine yavaş ve çok yönlü düşünmek içinde yaşadığımız hayatla zihnen uğraştığımız konularla bağını kurmayı esas olan bir okuma olması gerekmektedir. Bizim Kur’an’la öylesine sık, yoğun ve doğrudan bir temasımız olmalı ki, her durumda ve kiminle olursa olsun konuştuğumuz, tartıştığımız, şahit veya muttali olduğumuz herhangi bir konuyla ilgili ayetler hemen aklımıza geliversin. Bunun bizde sürekli işleyen bir meleke haline gelmesi lazım. Bir bakıma buna Kur’an’ı ruhen ve zihnen içselleştirmemiz çabası diyebiliriz. Dolayısıyla programa katılmak isteyen hiçbir taliplinin Kur’an’ı birkaç defa okumak suretiyle bu kitaba tam olarak muttali olabileceği düşüncesinde olmaması önemlidir. Okuma programımız giriştikçe literatür değişebilir, ama Kur’an okuma hayatımızın sonuna kadar sürer. Bu türden bir okuma programı gerçekleştirmek özel veya formel zamanlara ihtiyaç yoktur. Meslek sahibi esnaf, devlet dairesinde çalışan bir memur, evinde çocuk büyüten bir ev hanımı, okulda okuyan bir öğrenci bu programı izleme imkanına sahiptir. Tabii ki belli bir zaman ayırmak gerekecek. Fakat bu zamanın resmi, özel ve törensel kuralların işlediği herhangi bir mekanda geçmesi gerekmez. Kimi zaman televizyon seyretmeye ayırdığımız bir zamanı buna ayırabiliriz. İş arasında bir dinlenme vakti, akşam saatleri, gece veya sabah namazından sonra herhangi uygun bir zaman. Bu zamanı taliplinin kendisi tayin ve tespit eder. Şu var ki program küçük bir ekibin (ideal olan 5-10 kişi arası sayıda kişi) eşliğinde olması gerektiğinden herhangi bir kitap için ayrılmış zamanda bitirilmesi gerekir. Okuma programının bir ekibin eşliğinde yürütülmesinin şu faydası var: bilindiği üzere okuma hatta çok okumak yetmez. İnsanın okuduklarını benzer frekanslara sahip insanlarla tartışması gerekir. Çünkü karşılıklı tartışma -biz buna müzakere, alışveriş ve zihni yardımlaşma diyebiliriz- zihni açar, anlaşılmayan noktaları vuzuha kavuşturur, bilgi düzeyinin gelişmesine ve sahip olunan malumatın tefekküre konu olmasına hizmet eder. Bugün tefekkür etmeden bir yığın malumata sahip olan çok sayıda insan var, bunlar sadece aktarıcı veya bir başka deyimle nakledicidirler. Bizim aktarıcı olmanın ötesinde doğru bilgilere dayalı tefekkür sahibi, zihnen üretici insanlara ihtiyacımız var. Bu açıdan herhangi bir alanla ilgili bir kitabı, mesela fıkıh usulü ile ilgili bir eseri okuma işini bitiren ekibin belli bir periyotta bir araya gelip herkesçe okunan kitabı kendi aralarında müzakere etmeleri gerekir. Bir alan veya bir ilim dalıyla ilgili kitapların okuma işini bitirdikten sonra da o konuda uzman bir insanın davet edilip ya da ziyaret edilip daha kapsamlı bir müzakere yapılması gerekmektedir. Amaç okunan şeylerin zihinde iyice yer etmesini sağlamak, okuma esnasında ve sonrasında doğan fikirlerin bir sağlamasını yapmaktır. İlk okuma programını idealde bir senede bitirmek mümkün. Süreyi uzatmak veya kısaltmak mümkün, gözetilmesi gereken hedef, okunan şeyin sindirilmesi, zihne mal edilmesi olmalıdır. Ancak her halükarda bir seneden az bir zaman olmamalıdır. Şunu da ekleyelim: Gerek program sıralaması, gerekse aynı programda yer alan literatürün sıralaması önemlidir. Bunun keyfi olarak değiştirilmesi maksadın hasıl olmasını geciktirebilir veya tümden ortadan kaldırabilir. Dört okuma programını tamamlayan bir insanın bu sefer kendisinin yeni bir ekip ( 5 veya 10 kişilik) kurum başlatması ve okuma sürecinin başarıyla tamamlanması için gözetleme görevini üstlenmesi yararlıdır. Bu alternatif bir eğitim programına başlangıçta 5, sonra 25, sonra 125, sonra 625, sonra 3025, sonra, 15625 ve ilanihaye kişinin katılması bu tarz bir eğitimin dalga dalga bütün ülkeye yayılması demektir. Bu sivil, seyyal ve yayılma kabiliyeti yüksek alternatif bir okul modeli olur. Bizim insan hayatının bütün alanlarını zaptetme amacında olan sıkı markaj kurumların determinasyonuna karşı bu türden alternatif modellere ihtiyacımız var. Son olarak şunu belirtmekte yarar var: Bu okuma programını izlerken, kişilerin zevklerine ve özel ilgi alanlarına bağlı olarak başka kitap dergi ve gazete de okunur. Zaman ve imkanlar nispetinde yeni çıkan güzel kitapları aylık veya üç aylık yayınlanan önemli dergileri izlemekte fayda var. Ancak bir nokta çok önemlidir: Program dışı okumada seçici olmak gerekir. Nasıl abur cubur yemek mideyi fesada uğratırsa, abur cubur şeyler okumak da beyni fesada uğratır. Çaba bizden, başarı Allah’tandır.











