Hayata Dair Hayatın İçinden
Fatma Kaymak
Hep aynı seremoni, vakit geldi; kalkma vakti. Sıcacık yatak… Dışarıda içimi ısıtıp dışımı soğutan kar… Kalk artık, kalk! Su da Allah’ tan sıcak. Yine çok uyumuş gözler ama uykusuz bakışlar aynada. Geç kalacaksın yine… Siyah kazak mı? Yeşil gömlek mi? Eşarbım yok. Erken kalkan almış yolunu, kıyafetleri kapan kapana. Sessiz ol sonra tevekkül, bul ne varsa birbirine uygun, fazla uzatma git işine.
Allah’a ısmarlanan anne, güle güle gönderilen, atkısı eline tutuşturulan evlat. Asansör yine yedinci katta, sanki bütün apartman o katta! İnişe geçti, bekledim ve bindim. İndim. Gazete yine yerlerde… Zile basış, dış kapıyı açış, hayata akış… Okulun zili yine hababam sınıfını çalmakta; o bile içimi kıpırdatmıyor. Durak yolu uzadıkça uzuyor önümde. Tahammül yok soğuğa, ten üşümekte. Bindim bir alamete yine gidiyorum işyerine.
Notlar önümde; telefon edilecekler, banka yolu gözleyenler, ödemeler, tahsilâtlar, velinimetlerin sitemleri, teşekkürleri, arzuhalleri… Onun eksiği, bunun fazlası, hayat kargaşası…
Kahvaltı öğlende, öğlen yemeği akşamda. Namazlar birbirlerinin sınırlarında. Gerginlik had safhada… Aldığım nefes; gazete sayfalarında, radyo frekanslarında. Baba dostları misafir koltuğumda. Çay, kahve fasılları hafakanlarımı almakta…
Yaşamdan kareler birbirine benzemekte; zorlanan sınırlar, aşılamayan gururlar, doğum günleri, pastalar, Eyüp Sultan’dan yükselen salalar hepsi yaşama dair notlar…
Ustanın ayak sesleri odamın kapısında, kilitlenen ekmek teknesinin anahtarı avucunda. Son telefon kulağımda, dostlarla buluşmanın sözü dudaklarımda. Araçlar beklemede durakta, son yolcu koltukta. Şoför, dostları vuslata son sürat yolda. Sarılmalar, öpüşmeler, sırlar, gülüşmeler hayatın tam içinden muhabbetler, akıl akıldan üstün tavsiyeler, geleceğe dair planlar, idealler… Saatler geçmekte, evde yemek soğumakta, anne beklemede… Dostlarla bir sonraki birleşmenin ayrılığı yapılmakta, birbirlerine temenni ve dualar dillerde, dudaklarda…
Hayatın bekleyişleri hep art arda, eve giden son otobüs yaklaşmakta… Sıkıntılı bir trafik, homurdanan şoför, onu tasdikleyen muavin… Can sıkılmakta, çantadan kitap çıkmakta, gözler satırlara dalmakta. Son durağa varış, iniş, insan seline dalış… Hayatımıza ve bize yön veren ışıklar arızada; acı bir fren ve yere son uzanış, caddede son duruş, çantadan fırlayan yarıda kalan son kitap, cep telefonunda son mesaj, cevaplanamayan son çağrı… Evde açılamayacak bir yatak, giyilemeyecek kıyafetler, noktası konmamış yazılar, arkası merak edilen diziler… Hayat o evde eksi üçe düştü…
Allah’a ısmarlanan anne sofrada hala beklemede…












gercekten hayat bukadar guzel yorumlanamaz
Nerede nasil bir son bekliyor hepimizi? sorusuna guzel bi cevap. Dusuncenize saglik
Gerçekten çok güzel olmuş yazın , hayat gerçekten böyle bişey değilmi hergün her saat hep aynı ama sonuda bu kadar kötü (olmasın ya bu kadar kötü geçmesin ve bitmesin )bitebiliyor ama allah hakkımızda en hayırlı hayatı ve ölümü versin cümlemize.Kalbine sağlık.