<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="wordpress/2.2.2" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>SerinSelvi.com &#124; Beta v1 &#124;</title>
	<link>http://serinselvi.com/v1</link>
	<description>SerinSelvi</description>
	<pubDate>Tue, 04 Mar 2008 13:25:05 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.2.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>DERGİMİZ YENİ FORMATIYLA ÇOK YAKINDA YAYINDA OLACAK</title>
		<link>http://serinselvi.com/v1/dergimiz-yeni-formatiyla-cok-yakinda-yayinda-olacak/</link>
		<comments>http://serinselvi.com/v1/dergimiz-yeni-formatiyla-cok-yakinda-yayinda-olacak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Mar 2008 13:18:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://serinselvi.com/v1/dergimiz-yeni-formatiyla-cok-yakinda-yayinda-olacak/</guid>
		<description><![CDATA[İLGİYLE TAKİP ETTİĞİNİZ SERİNSELVİ DERGİMİZ, ÇOK YAKINDA YENİ FORMATI VE DİĞER FARKLILIKLARIYLA HİZMETİNİZDE OLACAKTIR&#8230;
BU ARADA YENİ BİR YAZARLIK OKULU BAŞLAMAK ÜZERE OLUP, KAYIT KONUSUNDA HIZLI DAVRANMANIZI TAVSİYE EDERİZ&#8230;
http://www.egitimder.org/bpi.asp?caid=407&#38;cid=1212
                document.getElementById("MsgContainer").innerHTML=\\\\\\\\'\x0d\x0a\x0d\x0a\x3cmeta http-equiv\x3dContent-Type content\x3d\x22text\x2fhtml\x3b charset\x3dunicode\x22\x3e\x0d\x0a\x3cmeta name\x3dGenerator content\x3d\x22Microsoft SafeHTML\x22\x3e\x0d\x0a\x0d\x0a\x0d\x0a\x3cstyle\x3e\x0d\x0a\x3c\x2fstyle\x3e\x0d\x0a\x0d\x0a\x0d\x0a\x3cdiv\x3e\x3cfont face\x3d\x22Comic Sans MS\x22\x3eSevgili dostum\x3b\x3c\x2ffont\x3e\x3c\x2fdiv\x3e\x0d\x0a\x3cdiv\x3e\x3cfont face\x3d\x22Comic [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İLGİYLE TAKİP ETTİĞİNİZ SERİNSELVİ DERGİMİZ, ÇOK YAKINDA YENİ FORMATI VE DİĞER FARKLILIKLARIYLA HİZMETİNİZDE OLACAKTIR&#8230;</p>
<p>BU ARADA YENİ BİR YAZARLIK OKULU BAŞLAMAK ÜZERE OLUP, KAYIT KONUSUNDA HIZLI DAVRANMANIZI TAVSİYE EDERİZ<font face="Comic Sans MS">&#8230;</font></p>
<p><a target="_blank" href="http://www.egitimder.org/bpi.asp?caid=407&amp;cid=1212"><font face="Comic Sans MS">http://www.egitimder.org/bpi.asp?caid=407&amp;cid=1212</font></a></p>
<p><script>                document.getElementById("MsgContainer").innerHTML=\\\\\\\\'\x0d\x0a\x0d\x0a\x3cmeta http-equiv\x3dContent-Type content\x3d\x22text\x2fhtml\x3b charset\x3dunicode\x22\x3e\x0d\x0a\x3cmeta name\x3dGenerator content\x3d\x22Microsoft SafeHTML\x22\x3e\x0d\x0a\x0d\x0a\x0d\x0a\x3cstyle\x3e\x0d\x0a\x3c\x2fstyle\x3e\x0d\x0a\x0d\x0a\x0d\x0a\x3cdiv\x3e\x3cfont face\x3d\x22Comic Sans MS\x22\x3eSevgili dostum\x3b\x3c\x2ffont\x3e\x3c\x2fdiv\x3e\x0d\x0a\x3cdiv\x3e\x3cfont face\x3d\x22Comic Sans MS\x22\x3eMarmara E\u011fitimciler derne\u011fi yazarl\u0131k okulu \x0d\x0aa\u00e7\u0131yor. Onlar\u0131n sitesini link vererek bizim siteye ilan \u015feklinde bir \u015feyler \x0d\x0ayapabilir miyiz\x3f \x3c\x2ffont\x3e\x3c\x2fdiv\x3e\x0d\x0a\x3cdiv\x3e\x3cfont face\x3d\x22Comic Sans MS\x22\x3eSelamlar...\x3c\x2ffont\x3e\x3c\x2fdiv\x3e\x0d\x0a\x3cdiv\x3e\x3cfont face\x3d\x22Comic Sans MS\x22\x3e\x3ca href\x3d\x22http\x3a\x2f\x2fwww.egitimder.org\x2fbpi.asp\x3fcaid\x3d407\x26amp\x3bcid\x3d1212\x22 target\x3d\x22_blank\x22\x3ehttp\x3a\x2f\x2fwww.egitimder.org\x2fbpi.asp\x3fcaid\x3d407\x26amp\x3bcid\x3d1212\x3c\x2fa\x3e\x3c\x2ffont\x3e\x3c\x2fdiv\x3e\x0d\x0a\\\\\\\\';</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://serinselvi.com/v1/dergimiz-yeni-formatiyla-cok-yakinda-yayinda-olacak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>RAFLARDAKİ EKSİK KİTAPLAR</title>
		<link>http://serinselvi.com/v1/raflardaki-eksik-kitaplar/</link>
		<comments>http://serinselvi.com/v1/raflardaki-eksik-kitaplar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Feb 2008 11:22:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Bargan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://serinselvi.com/v1/raflardaki-eksik-kitaplar/</guid>
		<description><![CDATA[Beğendiğim yazarların bütün eserlerini, kütüphanemin raflarında görmeden rahat edemem. Daha sonra yazıklanıp durmamak için; yenileri çıkar çıkmaz, eskileri de görür görmez alırım. İhmal edip bitimlik yeni çıkanları, veya sahafta rastladığım eskileri almasam bilirim dilgir olacağımı. Masa üstünde hoşça kal diyeceği günü bekleyen, sağdan soldan alınmış ödünç kitaplar, bende huzur bırakmazlar çünkü. Kütüphanemin en görünen  yerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">Beğendiğim yazarların bütün eserlerini, kütüphanemin raflarında görmeden rahat edemem. Daha sonra yazıklanıp durmamak için; yenileri çıkar çıkmaz, eskileri de görür görmez alırım. İhmal edip bitimlik yeni çıkanları, veya sahafta rastladığım eskileri almasam bilirim dilgir olacağımı. Masa üstünde hoşça kal diyeceği günü bekleyen, sağdan soldan alınmış ödünç kitaplar, bende huzur bırakmazlar çünkü. Kütüphanemin en görünen<span>  </span>yerinde sevgili yazarlarımın külliyatlarını yekvücut halinde görmek isterim.</span><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">Yazarımın eksik bir eseri, sanki kafamdaki karanlık<span>  </span>noktaları aydınlatacakmış gibi gelir. Külliyat okumalarıyla<span>  </span>daha bir kucaklar kuşatır insan yazarlarını. İnci Aral gibi ben de, güvendiğim yazarların bütün kitaplarını sevmek zorunda olmadığımı gördüm. Ama en azından içimi kemirip duracak bir belirsizliğin ortadan kalkması için fotoğrafın eksik karelerinin elimde olmasını yeğlerim.</span><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">“Şiirime sokabildiğim her kelime beni bir ülke fethetmiş kadar sevindiriyor.” Diyen Cahit Sıtkı Tarancını’nın eserlerini ölümünün üzerinden şu kadar yıl geçmiş olmasına rağmen hala toparlayamamışızdır. Eni konu üç dört kitaplık bir külliyat.</span><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">Üniversite yıllarında nasıl da yana yakıla aramıştım eserlerini. Deryadil adam Salah Birsel’in dediği gibi; gençlik dönemleri kendi yazarını bulmak uğrunda delicesine kitaplara saldırıldığı, hatta yastık yapıp yatıldığı yıllardır. Ulaşmak isteyip de ulaşılmaz olan kitaplar nasıl çalar insanı yerlere? Ziya’ya Mektuplar’ını üniversite kütüphanesinden alıp okuduğumu ve vurulduğumu hatırlıyorum. Çok sonraları Kadıköy’de Moda caddesindeki Sarraf Ali sokakta avladım o civan kekliği. Pek kelepir olmasa da uğrak yerlerimden biri oldu Çınardibi Sahaf. Oradan aldığım elimdeki çağla yeşili yıprak kapaklı, sararmış sayfalı Mektuplar’ı, yıllarca döne döne okudum. Mektuplar’ın 1957’den bu yana, pek çok halis şöhretin eserleri gibi, bir daha basılmamış olması, nesiller arasında dipsiz boşluklar açtığını düşünmüşümdür hep. Edebiyat envanterimizin mektuplar bölümünün bir numaralı eserinin hayatımızdan yıllarca el ayak çekmiş olarak kalması acı bir durum değil midir?. Oysa ne hoş, ne dost ve ne öğretici şeyler vardır içinde.</span><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">Tanıtım kitaplarında okuduğum iki üç hikayesi<span>  </span>yanılmıyorsam, Selahattin Önerli’nin toparladığı Ankara baskısı hikayelerinin peşine takmıştı beni. Ankara’ya yolum düştüğünde, bulurum ümidiyle sahafları az dolaşmamışımdır. Gün Eksilmesin Penceremden yayınlandıktan sonra, “şiir adamın” aynı zamanda “hikaye adam” olduğunu görmüş olduk. Yıllarca gazete ve dergi sayfalarında kalıp gitmiş bu hikayeler için usta yazar<span>  </span>Tanpınar’ın; “Ne güzel, ne zevkli nesri vardı.” Demesine rağmen aldırış etmedik. Cahit Sıtkı, sigara ve içki parası yapmak için yazdığı bu hikayelerin, şiirinin önüne geçmesini istemediğinden olsa gerek, sanat dışı bir hadise gibi saklar ve hatta bunların altına nadiren Cahit Sıtkı imzasını atmıştır. Ama bu hikayeler Tanpınar gibi usta ve ihtiyar romancı Hüseyin Rahmi’nin de dikkatinden kaçmaz.. Türk edebiyatının mufassal bir tarihi yazılmış olsa, Cahit Sıtkı’nın şairliğinin yanında hikayeciliğinden de birkaç paragraf olsun bahsedilmelidir. Renklerinin bütün tonlarıyla yazarlarımızı tanımak için bu gereklidir. </span><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">Şöhretini önemsediğini saklamayan Cahit Sıtkı, yeni çıkan şiir kitaplarına bütün şairlik titizliğiyle ithaflar yazarak,<span>  </span>şair ve sanatkar dostlarına göndermeyi ihmal etmez. Bin bir ihtiras, bin bir heyecanla yazılan şiirler, yazarın göçüp gitmesinden sonra da yayınlanmaya devam eder. Diyarbakır’daki Ulu Cami havlusunda, kızlı erkekli on beş yirmi çocuğun hep<span>  </span>bir ağızdan yaş otuz beş’i koro halinde okumaları Türkçe’yi kabzasından sıkıca kavramış olan şair Cahit Sıtkı’yı, asırlar ötesine taşıyacağının göstergesidir. </span><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">Geçtiğimiz yıllarda Sait Faik’in bütün hikayeleri tek bir<span>  </span>cilt olarak yayınlandı. Bütün sanatkarlar hayatları boyunca ortaya ne koyarlarsa koysunlar,<span>  </span>yaptıkları tek bir eseri vücuda<span>   </span>getirmek değil midir zaten?</span><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">Hiç kuşkusuz dünya edebiyat hazinelerinin dilimize kazandırılması gerekli ve iyi bir şey. Bunda yüksünecek bir taraf yok. Ama yarını meçhul, popüler eserler bile ortalıkta dolaşıp dururken, benim coğrafyamın çiçeklerini elde etme zorluğu yaşayan, bir nevi okuma hürriyeti elinden alınmış nesillere, geçerli diyecek bir sözümüz yok. </span><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">Yoksa onlara; “İnsanoğlu kültürünü istediği gibi değil, bulabildiği kitaplara göre ayarlar.” Mı demeliyiz?</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://serinselvi.com/v1/raflardaki-eksik-kitaplar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şehirlerin Dili</title>
		<link>http://serinselvi.com/v1/sehirlerin-dili/</link>
		<comments>http://serinselvi.com/v1/sehirlerin-dili/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jan 2008 13:12:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Şeref Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://serinselvi.com/v1/sehirlerin-dili/</guid>
		<description><![CDATA[Şeref Yılmaz
&#160;
Bu yazı, şehirle ilgili olduğu i&#231;in kırlardan bayırlardan ve k&#246;y hayatının sadeliklerinden s&#246;z etmeyecek; sıladan değil gurbetten s&#246;z edecek&#8230;
Bizde şehir, daha &#231;ok gurbettir; k&#246;y de sıla&#8230; Şehrin b&#252;y&#252;k bir kısmını sıladan gurbete gelenler, yani k&#246;yl&#252;ler oluşturur. 
Şehir, yapısı itibariyle medenileşmeyi zorunlu kılar. Zaten, &#8220;şehir&#8221; ve &#8220;medeniyet&#8221; kavramları birbirini tamamlar. &#8220;Yesrip&#8221; denilen belde, Allah Resul&#252;&#8217;n&#252;n [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-indent: 26.95pt; line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">Şeref Yılmaz</span></div>
<div style="text-indent: 26.95pt; line-height: 150%">&nbsp;</div>
<div style="text-indent: 26.95pt; line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">Bu yazı, şehirle ilgili olduğu i&ccedil;in kırlardan bayırlardan ve k&ouml;y hayatının sadeliklerinden s&ouml;z etmeyecek; sıladan değil gurbetten s&ouml;z edecek&hellip;</span></div>
<div style="text-indent: 26.95pt; line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">Bizde şehir, daha &ccedil;ok gurbettir; k&ouml;y de sıla&hellip; Şehrin b&uuml;y&uuml;k bir kısmını sıladan gurbete gelenler, yani k&ouml;yl&uuml;ler oluşturur. </span></div>
<div style="text-indent: 26.95pt; line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">Şehir, yapısı itibariyle medenileşmeyi zorunlu kılar. Zaten, <em>&ldquo;şehir&rdquo; </em>ve <em>&ldquo;medeniyet&rdquo;</em> kavramları birbirini tamamlar. <em>&ldquo;Yesrip&rdquo;</em> denilen belde, Allah Resul&uuml;&rsquo;n&uuml;n hicretinden sonra <em>&ldquo;Medine&rdquo;</em> adını almıştır. Bu isim <em>&ldquo;medeniyet&rdquo;</em> kelimesiyle aynı k&ouml;kten gelir. İngilizcedeki <em>&ldquo;civilation&rdquo;</em> kelimesi de aynı manayı i&ccedil;erir. <em>&ldquo;Civilation&rdquo;</em> kelimesi, <em>&ldquo;medeniyet&rdquo;</em> anlamına geldiği gibi <em>&ldquo;sivilleşme&rdquo;</em> anlamına da gelir. <em>&ldquo;Sivil&rdquo;</em> dediğimiz kelimenin de aslı zaten buraya dayanır. &Ouml;yleyse <em>&ldquo;sivil&rdquo;</em> olma h&acirc;li, <em>&ldquo;medeni&rdquo;</em> olmakla yakından ilgili&hellip; Ya da ş&ouml;yle mi demeliyiz: Medeniyet, sivil hayatta <em>&ldquo;neşet&rdquo;</em> eder. </span></div>
<div style="text-indent: 26.95pt; line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">Şehirlerin dili vardır. Bu dili anlamak i&ccedil;in o şehri kuran medeniyeti tanımak şarttır. Bu <em>&ldquo;zorunluluk&rdquo;,</em> tarih&icirc; şehirlerde kendini daha da &ouml;ne &ccedil;ıkarır. Her şehir, doğduğu medeniyetin t&uuml;rk&uuml;s&uuml;n&uuml; s&ouml;yler. Medeniyetler de doğurduğu şehre, kendi boyasını &ccedil;alar. K&ouml;y olarak kalmış bir medeniyeti, tarih hen&uuml;z kaydetmemiştir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; medeniyet demek, şehir demektir. &Ouml;ğrendiklerimizi kendimize mal edip davranış h&acirc;line d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rebilmek şeklinde de tanımlayabileceğimiz k&uuml;lt&uuml;r, ancak &ouml;rf ve inan&ccedil;ların potasında yoğrularak medeniyeti meydana getirebilir. Bu değişim ve d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n muhtevasında kitap, k&uuml;t&uuml;phane, yazma, okuma, mektep medrese ve tekkeye kadar bir&ccedil;ok sacayağı vardır. Medeniyetler nerede <em>&ldquo;neşet&rdquo; </em>ederse orası şehir olur. </span></div>
<div style="text-indent: 26.95pt; line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">Şehirlerin her &uuml;lkede kuruluş şekli farklıdır. Bu da yine medeniyetle ilgilidir. Bizim şehirlerimizin, hatta k&ouml;ylerimizin bile merkezinde cami vardır. Yollar hep camiye &ccedil;ıkar. Cami, merkez kabul edilir. Yaşarken g&uuml;nde beş kez oraya gelinir, bu fani hayata veda ederken yine son kez oraya uğranır. Cami, hayatın da &ouml;l&uuml;m&uuml;n de uğrak yeridir. </span></div>
<div style="text-indent: 26.95pt; line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">Bizim şehirlerimizde, &ccedil;ıkmayan sokaklar vardır. Bu sokaklara ana caddelerde değil mahalle aralarında rastlanır. Aile mahremiyetimizin bir t&uuml;r yansıması olan bu <em>&ldquo;&ccedil;ıkmaz sokaklar&rdquo;</em> da medeniyetimize dair &ccedil;izgilerden biridir. &nbsp;Sadece bu sokaklar, evlerin birer par&ccedil;asıdır ve sadece bu sokaklarda aileler dışarıda oturabilirler.</span></div>
<div style="text-indent: 26.95pt; line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">Şehirlerin başı var bir de&hellip; Başşehir/başkent&hellip; İdarenin, tahtın, tacın merkezi; ayağı&hellip; Onun i&ccedil;in <em>&ldquo;payitaht&rdquo;</em> denilmiş olmalı&hellip; Tahtın ayağı nerede ise şehrin başı orasıdır. H&uuml;k&uuml;met nerede icraat yapıyorsa başkent orasıdır. Başkentlerin bir kapısı tarihe, diğer kapısı geleceğe a&ccedil;ılır. Eski başkentler, yıllar ge&ccedil;se de yine başkenttir. Tanpınar&rsquo;ın ifadesiyle; <em>&ldquo;Bir başkent daima başkenttir.&rdquo; </em>Kaderin onlara bi&ccedil;tiği bir rol olduğuna inandım &ouml;teden beri&hellip; Her başkentin tarihe m&uuml;zelik yapmak gibi bir g&ouml;revi var sanki&hellip; Ge&ccedil;mişi geleceğe taşımak gibi bir bakıma&hellip; Zorlu m&uuml;cadelelere şahit olsalar da mahrumiyet bilmezler&hellip; Bir başkent, kendini her zaman merkeze koyar ve merkezde g&ouml;rmek ister. </span></div>
<div style="text-indent: 26.95pt; line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">Şehirlerin de ruhu olduğunu kabul etmeliyiz. O ruh, b&uuml;t&uuml;n bir medeniyeti barındırır. Evliya &Ccedil;elebi: <em>&ldquo;Bursa, ruhaniyetli bir şehirdir.&rdquo;</em> der. &Ouml;zellikle başkentlerde bu ruh s&uuml;rekli hareketlidir. Bizim şehirlerimize ruh veren, biraz da t&uuml;rbelerdir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; t&uuml;rbeler, bizim medeniyetimizi oluşturan esaslı bir unsurdur. Bizler, &ouml;l&uuml;lerin <em>&ldquo;siyanet&rdquo;</em> elinin, diriler &uuml;zerinde s&uuml;rekli dolaştığına inanan bir medeniyetin &ccedil;ocuklarıyız. Şehirlerimize hayat veren ruh, dirilerden &ccedil;ok &ouml;l&uuml;lere aittir. Tarih&icirc; şehirlerimizin bug&uuml;nk&uuml; durumuna bakanlar bunu &ccedil;ok daha iyi anlarlar. Başkentlere ya da şehzade şehirlerine h&acirc;kim olan ruh, &uuml;zerinde yaşayanlara ait değildir. Şehir stat&uuml;s&uuml;ne yeni kavuşmuş yerlerde nasıl bir ruh var? Daha doğrusu ruh var mı? Şehirlerimizin bug&uuml;nk&uuml; en &ouml;nemli meselesi bence budur. Şehirlerimizdeki ruhsuzluk; mimariden, &ccedil;evre d&uuml;zenlemesine kadar her şeyi olumsuz etkiliyor. G&uuml;n&uuml;m&uuml;z insanının bir hedefi, gayesi, ideali ve inancı olmalı ki şehirlerimiz ruh kazanabilsin. Şehirler, insanlarla ruh kazanır. &Uuml;zerinde yaşayanların olmadığı şehirler &ouml;l&uuml;d&uuml;r. </span></div>
<div style="text-indent: 26.95pt; line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">Başkaları i&ccedil;in yaşama d&uuml;ş&uuml;ncesini unutalıdan beri, sanki şehirlerimiz &ccedil;arpık bir yapılaşmaya mahk&ucirc;m oldu. Kutu kadar ka&ccedil;ak mek&acirc;nlar inşa edebilmek i&ccedil;in kimlerin hakkına tecav&uuml;z etmiyoruz ki! Ka&ccedil;ak yapılar neyin ifadesi? <em>&ldquo;Diğergamlık&rdquo;</em> d&uuml;ş&uuml;ncesinin mi, inancın mı yoksa imanın mı? Hayır! Sadece ruhsuzluğun ve k&ouml;ks&uuml;zl&uuml;ğ&uuml;n işareti olan ka&ccedil;ak ve &ccedil;arpık mimari, gelecek nesillere de hayat hakkı tanımayacak kadar arsızlaştığımızı ve duyarsızlaştığımızı g&ouml;steriyor. </span></div>
<div style="text-indent: 26.95pt; line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">İnan&ccedil;, iman, d&uuml;ş&uuml;nce ve duygular; şehirlerimize birer <em>&ldquo;rayiha&rdquo;</em> gibi siner. Şehirlerin mimarisinden &ccedil;evre d&uuml;zenlemesine kadar karşılaştığımız sıkıntılar, hep bu ruhun yansımasıdır. Unutmayalım her şehir; <em>&ldquo;tecess&uuml;m&rdquo; </em>etmiş bir ruhtur. </span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://serinselvi.com/v1/sehirlerin-dili/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>SON CÜMLE</title>
		<link>http://serinselvi.com/v1/son-cumle/</link>
		<comments>http://serinselvi.com/v1/son-cumle/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jan 2008 12:23:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Niyazi Sanlı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://serinselvi.com/v1/son-cumle/</guid>
		<description><![CDATA[Niyazi SANLI
&#160;Yazının sonunda varacağımız ve s&#246;yleyeceğimiz c&#252;mleyi en başta ifade edelim: Son c&#252;mleniz belliyse kalem ve kağıda cesurca sarılıp duygu ve d&#252;ş&#252;ncelerinizi aktarmaya başlayabilirsiniz. Aksi takdirde masadan uzak durun &#231;&#252;nk&#252; kayda değer bir yazı ortaya &#231;ıkmayacaktır. 
&#160;Bir a&#231;ıdan bakıldığında ev inşa etmekle yazı kaleme almak arasında fark yoktur esasen. M&#252;hendis, inşaata başlamadan &#246;l&#231;er, bi&#231;er ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">Niyazi SANLI</span></div>
<div style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">&nbsp;Yazının sonunda varacağımız ve s&ouml;yleyeceğimiz c&uuml;mleyi en başta ifade edelim: Son c&uuml;mleniz belliyse kalem ve kağıda cesurca sarılıp duygu ve d&uuml;ş&uuml;ncelerinizi aktarmaya başlayabilirsiniz. Aksi takdirde masadan uzak durun &ccedil;&uuml;nk&uuml; kayda değer bir yazı ortaya &ccedil;ıkmayacaktır. </span></div>
<div style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">&nbsp;Bir a&ccedil;ıdan bakıldığında ev inşa etmekle yazı kaleme almak arasında fark yoktur esasen. M&uuml;hendis, inşaata başlamadan &ouml;l&ccedil;er, bi&ccedil;er ve bir plan yapar. Plan &ccedil;er&ccedil;evesinde de evi inşa eder. </span></div>
<div style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">Yazı da b&ouml;yledir. Yazar beslendiği kaynakların yardımıyla ve sosyolojik tahlilleri ile &ouml;nce kafasında kurgu yapar. </span></div>
<div style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">&nbsp;Lakin yazı beton bir bina veya mekanik bir makine gibi değildir. Yazar her ne kadar plan yapsa da &ldquo;yazı&rdquo; ve/veya &ldquo;kahramanlar&rdquo; gemi azıya alıp yazarı peşinden s&uuml;r&uuml;kleyebilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; yazar, bazı kahramanları daha &ccedil;ok benimser, bazılarına daha &ccedil;ok kalbi yakınlık hisseder tıpkı okuyucu gibi. Kahramanların bazısında kendini daha fazla bulur. </span></div>
<div style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">&nbsp;Yazarın yazarken emin olacağı tek şey; ne yazmak istediği ve nereye varmak istediğidir. Kafasında d&uuml;ş&uuml;nce adacıklarını ete-kemiğe b&uuml;r&uuml;y&uuml;p elbise giydirerek okuyucuya sunar. </span></div>
<div style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">&nbsp;Bir yazıda yazarı en &ccedil;ok zorlayan ilk ve son c&uuml;mledir. Nasıl başlayacağı ve nasıl bitireceği tam bir doğum-&ouml;l&uuml;m meselesidir. </span></div>
<div style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">&nbsp;İlk c&uuml;mleyi yazmak tohumun toprakta &ccedil;atlaması gibidir. Yazar ilk s&ouml;z&uuml; yazana kadar &ccedil;atlar, ruhundaki, kalbindeki ve kafasındaki pek &ccedil;ok engebeli yolu kat eder. Bir &ccedil;ocuğun ana rahmine d&uuml;şmesi gibi ilk s&ouml;z&uuml; yazmak yazarı allak bullak eder. İlk s&ouml;zden sonrası akar, akar, akar&hellip; Zira d&uuml;ş&uuml;nceler bir vadiye girmiştir ve yokuş aşağı yuvarlanarak &ccedil;ığ gibi yuvarlanır. </span></div>
<div style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">&nbsp;Son c&uuml;mle tam bir doğum telaşıdır. G&uuml;nler, aylar hatta yıllar s&uuml;ren bir yazının sonunda yazar, en g&uuml;zel &ldquo;son&rdquo;u yazmak ister. Doğum sancıları &ccedil;eken bir kadın gibi kıvranır geceler boyu. B&uuml;t&uuml;n sancıların sonunda o son c&uuml;mle gelir. Yazar beğenmez. Başka bir son arar. Belki elli defa y&uuml;z defa değiştirebilir. Bu değişikliklerde yazarın ruh hali tesirli olabileceği gibi yazıdaki kahramanlar da yazarı zorlayabilirler. </span></div>
<div style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">&nbsp;Son c&uuml;mleniz belli ise yazmaya başlayabilirsiniz. Bundan kasıt; yazının sonunda ne yazacağınızı bilmeden zuhurata tabi olup yazmaya başlamayın, demektir. </span></div>
<div style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Verdana">&nbsp;Son c&uuml;mleniz belliyse yazmaya başlayabilirsiniz. Kahramanlarınız sizi bekliyor.</span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://serinselvi.com/v1/son-cumle/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;LÜZUMSUZ MERHAMET!&#8221;</title>
		<link>http://serinselvi.com/v1/luzumsuz-merhamet/</link>
		<comments>http://serinselvi.com/v1/luzumsuz-merhamet/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jan 2008 12:03:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Bulaç</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://serinselvi.com/v1/luzumsuz-merhamet/</guid>
		<description><![CDATA[Ali Bula&#231;
&#160;
Mutlaka basından izlemişsiniz: Aralık-2007&#8217;nin başlarında İzmir&#8217;in Seferhisar İl&#231;esi&#8217;ne bağlı Sığacık ve Akarca kıyısı arasında i&#231;inde 85 kişinin bulunduğu m&#252;lteci teknesi battı. 2&#8217;si kadın 41 m&#252;lteci hayatını kaybetti. &#8220;Umuda yolculuk&#8221; adı verilen bir maceraya atılıp hayatını kaybedenler Filistinli, Somalili, Irak, Nijeryalı ve Moritanya uyrukluydu. Tabiatıyla başka &#252;lkelerden, &#246;zellikle Afrika ve Asya k&#246;kenlilerden insanlar da sık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana">Ali Bula&ccedil;</span></div>
<div>&nbsp;</div>
<div><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana">Mutlaka basından izlemişsiniz: Aralık-2007&rsquo;nin başlarında İzmir&rsquo;in Seferhisar İl&ccedil;esi&rsquo;ne bağlı Sığacık ve Akarca kıyısı arasında i&ccedil;inde 85 kişinin bulunduğu m&uuml;lteci teknesi battı. 2&rsquo;si kadın 41 m&uuml;lteci hayatını kaybetti. &ldquo;Umuda yolculuk&rdquo; adı verilen bir maceraya atılıp hayatını kaybedenler Filistinli, Somalili, Irak, Nijeryalı ve Moritanya uyrukluydu. Tabiatıyla başka &uuml;lkelerden, &ouml;zellikle Afrika ve Asya k&ouml;kenlilerden insanlar da sık sık aynı dramı yaşamaktadırlar. </span></div>
<div><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Son zamanlarda bu t&uuml;r haberleri daha &ccedil;ok duyar olduk. Neredeyse her hafta Yunanistan a&ccedil;ıklarında balık istifi m&uuml;lteci teknesi batıyor. Son beş yılda T&uuml;rkiye &uuml;zerinden herhangi bir Batı &uuml;lkesine sığınmaya &ccedil;alışıp yakalananların sayısı 310 bin kişi. Yakalananlar aylarca belli merkezlerde tutuluyor, k&ouml;t&uuml; şartlarda bekletildikten sonra &uuml;lkelerine iade ediliyor. &Ouml;l&uuml;m ve yakalanma riskine rağmen yine de belli b&ouml;lgelerden ve &uuml;lkelerden binlerce insan Avrupa&rsquo;ya kapak atmanın yollarını aramaktan vazge&ccedil;miyor.&nbsp;Eğer k&ouml;kl&uuml; ve kalıcı tedbirler alınmayacak olursa, &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki d&ouml;nemde benzer olaylara daha &ccedil;ok tanık olacağız. </span></div>
<div><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bundan 30 sene &ouml;nce bug&uuml;nk&uuml; trajedilerin yaşanacağını bazı bilim adamları haber vermişti. Daha 1980&rsquo;lerde yapılan bir hesaba g&ouml;re, &ccedil;eşitli sebepler dolayısıyla ve zaman i&ccedil;inde her sene G&uuml;ney&rsquo;den ve Doğu&rsquo;dan Batı&rsquo;ya ve Kuzey&rsquo;e 75 milyon kişi g&ouml;&ccedil; etme teşebb&uuml;s&uuml;nde bulunacaktı. Tabii ki bunların teşebb&uuml;slerinde başarılı olacakları beklenmiyordu. Fakat teşebb&uuml;slerin arkası kesilmeyecek ve her seferinde İzmir-Seferhisar&rsquo;da yaşanan trajedinin benzerleri yaşanacaktır. </span></div>
<div><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; G&ouml;&ccedil; veya iltica kadim bir beşeri olgu olmakla beraber, k&uuml;reselleşmeye paralel olarak yeni bir şekil kazanmış bulunmaktadır. Bu konu ilk g&uuml;ndeme geldiğinde bilim adamları en &ouml;nemli sebebin &ldquo;ekolojik felaketler&rdquo; olacağını s&ouml;yl&uuml;yorlardı. Bug&uuml;n bu kısmen doğrulanıyor, &ouml;zellikle Bengladeş&rsquo;te meydana gelen b&uuml;y&uuml;k sel felaketleri milyonlarca insanın yerinden olmasına yol a&ccedil;ıyor. Ancak sorunun salt ekolojik felaketlerden kaynaklanmadığı muhakkak. Buna n&uuml;kleer denemelerin yer kabuğunun derinliklerinde tetiklediği depremler &ndash;ki elbette depremler de sel felaketleri gibi doğal afetlerdir-, b&ouml;lgesel savaşlar, i&ccedil; &ccedil;atışmalar, askeri işgaller, baskı rejimleri ve bir t&uuml;rl&uuml; sona ermeyen a&ccedil;lık tehlikesi ve kitlesel yoksullukları da ilave etmek gerekmektedir. </span></div>
<div><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Batılı &uuml;lkeler, sınırlarını m&uuml;ltecilere karşı azami tedbirleri alarak korumaya &ccedil;alışıyorlar. Bu konuda da son derece acımasız ve katı davranıyorlar. AB &uuml;yelik s&uuml;recinde T&uuml;rkiye&rsquo;den talep edilen &ouml;nemli tedbirlerden biri sınırlarını m&uuml;ltecilere karşı sıkı korumasıdır. Bir bakıma Avrupa, T&uuml;rkiye&rsquo;yi bir &ldquo;tampon &uuml;lke&rdquo; olarak kullanmak istemektedir. İnsani değerler, temel insan haklar gibi konular ise m&uuml;lteciler i&ccedil;in s&ouml;z konusu edilmiyor, hatta asgari seviyede insani acıma ve merhamet duygularına bile yer verilmiyor. Kısaca Batı ne refahını paylaşmak istiyor ne de yoksulların gelmesini.</span></div>
<div><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Batı&rsquo;nın bu konuda &ccedil;ok acımasız olduğunu 2006 yılında yaşanan b&uuml;y&uuml;k bir trajediyle adeta belgelenmişti: Hatırlanacağı &uuml;zere Bahama bandıralı bir turistik gemi Sisam adası a&ccedil;ıklarında Somalili ve Moritanyalı 22 kişiyi boğulmak &uuml;zereyken kurtarmıştı. Uluslar arası anlaşmalara g&ouml;re bunları herhangi bir &uuml;lke kabul etmediğinden onları tekrar denizin ortasında kaderleriyle baş başa bıraktılar, &uuml;stelik gemi gezi programını geciktirdiği i&ccedil;in yolcuların tazminat talebiyle karşılaştı ve kaptan g&ouml;revinden alınmak suretiyle cezalandırılmış oldu. Kaptanı işinden eden su&ccedil;, boğulmak &uuml;zere olan 22 insan evladına (22 Ademoğlu) g&ouml;sterdiği &ldquo;l&uuml;zumsuz merhamet&rdquo; idi. (Leyla İpek&ccedil;i, Zaman, 12 Aralık 2007.) </span></div>
<div><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu olay insanlığın geldiği nokta hakkında bize bir fikir vermeye yetiyor. Kendi refah adacıklarında başkalarına karşı herhangi bir sorumluluk duymayan zenginler &ndash;ki bunlar genellikle Kuzey-Batı&rsquo;da toplanmış bulunuyorlar-, bu insanlık dramıyla kendi refahları ve d&uuml;nyada kurdukları d&uuml;zen arasında herhangi bir illiyet bağı kurmuyorlar. Ama Filistin, Irak ve Afganistan&rsquo;da insanları m&uuml;lteci olmaya s&uuml;r&uuml;kleyen asıl sebebin binlerce sene kendi yurtlarında onurlarıyla yaşayan insanların bir anda yerlerinden edilmeleri olduğunu unutuyorlar. Bu insanlar eğer işgale uğramasaydı, &uuml;lkeleri savaş alanına &ccedil;evrilmeseydi bu hallere d&uuml;şmeyecekti. Bunlara kısaca &ldquo;işgal veya savaş mağdurları&rdquo; diyebiliriz. Daha &ouml;ncesinden y&uuml;zyıllarca s&uuml;ren s&ouml;m&uuml;rgeciliği, emperyalist yağma d&uuml;zenini ve bug&uuml;n&nbsp;&ldquo;k&uuml;reselleşme&rdquo; olarak kılık değiştirmiş vaziyette karşımıza &ccedil;ıkan vahşi kapitalizmin yery&uuml;z&uuml; &ouml;l&ccedil;eğinde yol a&ccedil;tığı yıkıcılığı eklemek gerekir.</span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://serinselvi.com/v1/luzumsuz-merhamet/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ŞİİRİMİZ VE BİZ -1-</title>
		<link>http://serinselvi.com/v1/176/</link>
		<comments>http://serinselvi.com/v1/176/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jan 2008 13:18:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dr. Selma Karışman</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://serinselvi.com/v1/176/</guid>
		<description><![CDATA[&#160;
Yıldızlar niye s&#246;nm&#252;ş gecelerinde
Sabah vakitleri sarıda bin naz
İlmekler ayrıldı tezg&#226;htan bir bir
Yemenime konmaz oldu oyalar
Şu &#194;leme kulak vermeli biri
Sır ellerinde, sen neredesin şair!&#8230;
&#160;
&#160;
Dr. Selma KARIŞMAN
&#160;
Şahıs zamirlerinin d&#246;rd&#252;nc&#252;s&#252; olan kelimeyle toplumca sorunlar yaşıyoruz uzun zamandır: &#8220;Biz&#8221;. Bu adı k&#252;&#231;&#252;k, şanı b&#252;y&#252;k s&#246;zc&#252;k, belki de şu anda olduğu kadar &#231;aptan d&#252;şmemişti hi&#231;, bizim i&#231;in. B&#246;yle gidersek ortada [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<div align="right"><em><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana">Yıldızlar niye s&ouml;nm&uuml;ş gecelerinde</span></em></div>
<div align="right"><em><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana">Sabah vakitleri sarıda bin naz</span></em></div>
<div align="right"><em><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana">İlmekler ayrıldı tezg&acirc;htan bir bir</span></em></div>
<div align="right"><em><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana">Yemenime konmaz oldu oyalar</span></em></div>
<div align="right"><em><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana">Şu &Acirc;leme kulak vermeli biri</span></em></div>
<div align="right"><em><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana">Sır ellerinde, sen neredesin şair!&#8230;</span></em></div>
<div>&nbsp;</div>
<div>&nbsp;</div>
<div style="text-indent: 27pt"><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana">Dr. Selma KARIŞMAN</span></div>
<div style="text-indent: 27pt">&nbsp;</div>
<div style="text-indent: 27pt" align="justify"><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana">Şahıs zamirlerinin d&ouml;rd&uuml;nc&uuml;s&uuml; olan kelimeyle toplumca sorunlar yaşıyoruz uzun zamandır: &ldquo;Biz&rdquo;. Bu adı k&uuml;&ccedil;&uuml;k, şanı b&uuml;y&uuml;k s&ouml;zc&uuml;k, belki de şu anda olduğu kadar &ccedil;aptan d&uuml;şmemişti hi&ccedil;, bizim i&ccedil;in. B&ouml;yle gidersek ortada neredeyse ne tecr&uuml;besi, ne duygusu, ne tasavvuru kalacak. &Uuml;stelik &ldquo;biz&rdquo; aşındık&ccedil;a, kırılıp sırtını d&ouml;nd&uuml;k&ccedil;e bize, kaybolmaya y&uuml;z tuttuk&ccedil;a bizden, diğerleri iyiden kral kesiliyor başımıza: B&uuml;t&uuml;n egoizm ve kibriyle &ldquo;ben&rdquo;, olanca mesafesi ve rekabet referanslarıyla &ldquo;sen&rdquo; ve &ldquo;siz&rdquo;, b&uuml;t&uuml;n ayrımcılık ve dışlayıcılığıyla &ldquo;o&rdquo; ve &ldquo;onlar&rdquo;&hellip; Kısacası biz, bir &ouml;tekiler toplumu olma yolunda limit tanımayan bir hızla ilerlemekteyiz. Herkes birbirini &ldquo;&ouml;teki&rdquo; &uuml;zerinden tanımlama konusunda kıyasıya yarışıyor. Şeceremizden şeklimize, okulumuzdan mahallemize, d&uuml;ğ&uuml;m atışımızdan toplu iğnemize kadar her şeyimiz bir &ouml;teleme, &ouml;tekileme sebebi. Hatt&acirc; gitgide kendi &ouml;z benliğini, &ldquo;iyiliğin, doğruluğun ve g&uuml;zelliğin ilham edildiği nefsini&rdquo; bile kendisine &ouml;tekileştirmekte maharet kesbediyor bizsizliğin bireyleri. Yalnız kendi bizine değil, bizzat kendine yabancılaşıyor. Bu i&ccedil;ler acısı yarış ve rekabetin amansız s&uuml;re&ccedil; ve sonu&ccedil;ları; reyting, traj, trend ve rantın vazge&ccedil;ilmez unsurları olarak h&uuml;cum ediyorlar hayatlarımıza&hellip;</span></div>
<div style="text-indent: 27pt" align="justify"><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana">&nbsp;</span></div>
<div style="text-indent: 27pt" align="justify"><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana">Bize d&ouml;nmemiz, yeniden biz olmamız, bizde devam etmemiz; bizi yapan değerlerimize, bizi kuran zevkimize, şiirimize, musikimize, sanatımıza, sevme ve yaşama bi&ccedil;imimize, m&acirc;na ve değer iklimimize kavuşmaktan ge&ccedil;iyor. Bu vuslat; biraz nedamet, biraz gayret, biraz da ferasete muhta&ccedil; elbette. Yani gayrete. B&uuml;t&uuml;n anlama ve anlamlandırma arzularında olduğu gibi&hellip; Sonu&ccedil;ta yeniden ortak mazi tecr&uuml;besi, ortak istikbal tasavvuru ve bunların hayati neticesi olan aidiyet duygusuna kavuşmak, yeniden biz olmak i&ccedil;in.</span></div>
<div style="text-indent: 27pt" align="justify">&nbsp;</div>
<div style="text-indent: 27pt" align="justify"><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana">İşte burada, yani tam da bize ait olana koşmamızın artık ertelenemeyeceği bir zamanda, ortak mazimizin sisli ve esrarlı t&uuml;l&uuml;n&uuml;n ardından, olanca kırgınlığına rağmen onca vakar ve l&ucirc;tfuyla tebess&uuml;m ederken g&ouml;r&uuml;yoruz şiirimizi. Bizim şiirimizi. S&ouml;z&uuml;yle sesiyle, ızdırabıyla neşesiyle, diliyle ahengiyle, bize &ouml;zg&uuml; g&uuml;zelliğiyle, bize has bir hayatın usaresini, &ouml;z&uuml;n&uuml;. Kelime anlamı, lisanımızda; anlamak, bilmek olan şeyi. Tanımı ise şair ruhların elinde, dilinde, y&uuml;reğinde binbir m&acirc;naya b&uuml;r&uuml;nen, b&uuml;r&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; her anlam şalının ışıltısı altında daha baştan ayrı letafet ve renk kazanan fakat hep aynı b&uuml;t&uuml;ne ait kalan medeniyet terkibi&hellip; İşe, hayatımızın hafızasından muhayyilesine uzanan yola ışıktan mısralar bırakmış şairlerimizin şiir tanımlarının izini s&uuml;rerek başlayabiliriz. Yahya Kem&acirc;l&#8217;e g&ouml;re &ldquo;Şiir musikidir, fakat bildiğimiz musikiden farklı bir musiki.&rdquo; Cahit Sıtkı&#8217;ya g&ouml;re, &quot;Kelimelerle g&uuml;zel şekiller kurma sanatıdır.&quot; Ahmet Haşim, şiiri: &quot;S&ouml;z ile musiki arasında olan fakat s&ouml;zden ziyade musikiye yakın olan bir lisan&quot; olarak tanımlar. Her şairin kendi şiirinden yola &ccedil;ıkarak yaptığı tanım yelpazesine, Necip Fazıl da &quot;mutlak hakikati arama işidir&quot; diyerek kendi şiirinin r&uuml;zg&acirc;rından katılır. Bu &ouml;rnekleri, şair adedince &ccedil;oğaltma imk&acirc;nını Şeyh&uuml;l muharririn Ahmet Kabaklı ş&ouml;yle izah eder, sıfatının ustalığından: &quot;Nesirde nasıl yazarın bir &uuml;slubu olursa, şiirin i&ccedil;inde de şairin bir sırrı olur. Ve şair adedince sır vardır ki bu da şair adedince şiir tanımının olduğunu g&ouml;sterir.&quot; &nbsp;&nbsp;</span></div>
<div style="text-indent: 27pt" align="justify">&nbsp;</div>
<div style="text-indent: 27pt" align="justify"><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana">&ldquo;Biz&rdquo; ile ilişkisinin hak ettiği manevi bir mecradan ve ihtişamlı bir şiiriyet &uuml;zerinden ortaya konulduğu bir diğer şiir tanımlaması, Muhterem Fethullah G&uuml;len&rsquo;e ait: &ldquo;Hakik&icirc; şiir, ilham ağa&ccedil;larının dallarında Cennet &ccedil;i&ccedil;ekleri gibi gelişen &ouml;yle bir meyvedir ki; meyveyi derenin niyet ve d&uuml;ş&uuml;ncelerine g&ouml;re, derilenlerin yerlerinde benzerleri oluşur. Derken, hep bir farklılaşma ve tem&acirc;d&icirc; i&ccedil;inde bu b&uuml;y&uuml; s&uuml;rer gider. &Ouml;yle ki, şiir ağacına uzanan eller her defasında ondan bir şeyler koparır; koparır ama koparılanlar hep misliyet &ccedil;er&ccedil;evesinde kalır. Evet, ne duyulup hissedilenlerde, ne de yeni tomurcuklarda ayniyet katiyen s&ouml;z konusu değildir. Zira ona, ger&ccedil;ek rengini, tadını, şivesini duygular, d&uuml;ş&uuml;nceler, niyetler, bakış z&acirc;viyeleri ve k&uuml;lt&uuml;rler kazandırır. Evet şiir, şuur ve idrak potalarında kaynatılan bir d&uuml;ş&uuml;nce ve dil enstr&uuml;manlarıyla seslendirilen bir nağmedir ama ona ger&ccedil;ek derinliğini kazandıran ve hakik&icirc; rengini veren, ş&acirc;irin inan&ccedil;, kanaat, k&uuml;lt&uuml;r ve d&uuml;ş&uuml;nce ufkudur. Potasında kaynaya kaynaya tam kıvama gelmiş bir s&ouml;z; inan&ccedil;, kanaat ve k&uuml;lt&uuml;rle de kanatlanmışsa, artık o aşkınlaşmış ve r&ucirc;h&acirc;n&icirc;lerin muhaverelerindeki derinliğe ulaşarak bir hikmet &ccedil;ağlayanı haline gelmiştir ki, uğradığı her yerde bir b&uuml;y&uuml; tesiri icra eder. İfade edeceği n&uuml;kteyi yakalayıp da sesini y&uuml;kselttiğinde, s&ouml;zden anlayanların ruhlarında sur sesi gibi yankılanır.&rdquo; Cennet &ccedil;i&ccedil;ekleri gibi bir meyve olarak şiir; inan&ccedil;, kanaat ve k&uuml;lt&uuml;rle kıvamını bulduğunda, şairi de Ahmet Hamdi Tanpınar&rsquo;ın şu sorgulamasından y&uuml;z akıyla ge&ccedil;ecektir: &ldquo;Bir şiir ger&ccedil;ekten şiir mi? G&uuml;ndelik hayatta kullandığımız s&ouml;z&uuml;, o piyasa ve karışık pazarlar ak&ccedil;esini saf bir san&rsquo;at malzemesi haline getirmiş mi? Ondan ayrı bir teşekk&uuml;l yaratmış mı? Bu şekil, tek&acirc;m&uuml;l&uuml;n zincirinde, yeni bir halka mıdır? Bize bir ufuk a&ccedil;ıyor mu? O şair gelmeseydi cemiyetimizde bir şeyler eksik olur muydu? Peyzajımızı, insanımızı, tarihimizi, kendi kalbimizi ondan sonra tanıdığımız gibi tanır mıydık? Aşk, &ouml;l&uuml;m, hayat, vatan gibi b&uuml;y&uuml;k mefhumlar, hayatın etrafında d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml; mihverler onun gelişiyle man&acirc;larını değiştirdi mi? Sonra s&ouml;yleyişin kendisi? Mısra u&ccedil;uyor mu? S&ouml;z, musikiye ve kaidelerine muhta&ccedil; olmadan bizde teganni ediyor mu?&rdquo; Tanpınar&rsquo;a g&ouml;re işte &ldquo;Bir şiir bunları yapıyorsa o şiir milli dehanın &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;ndedir ve bunda iyi de d&uuml;nya &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml; bulunmaz. Bir milletin dili olmaktan daha b&uuml;y&uuml;k bir d&uuml;nya &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml; yoktur.&rdquo; </span></div>
<div style="text-indent: 27pt" align="justify">&nbsp;</div>
<div style="text-indent: 27pt" align="justify"><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana">Gelişiyle, bize; tarihimizi, benliğimizi, varoluş potansiyellerimizi yani bizi, ondan &ouml;nce bilmediğimiz bir şekilde tanıtan, hatırlatan b&ouml;yle bir şiire sahip olmak; şairinin ebedilik iştiyakına ilaveten, kendisini acilen ger&ccedil;ekleştirmesi gereken bir cemiyet i&ccedil;in de, artık ka&ccedil;ınılmaz bir durumdur. Mısralarının arkasına nasıl bir anlam y&uuml;k&uuml;n&uuml; y&uuml;klenirse y&uuml;klensin, sırf hakiki dilin g&uuml;zelliğini taşıması ve onu teganni etmesiyle bile şiirin, &ldquo;bir i&ccedil; kale sanatı&rdquo; olmayı hak ettiğini s&ouml;yleyebiliriz. &ldquo;&Ccedil;&uuml;nk&uuml; dil, vasıta olarak değil; malzeme ve nesic olarak kullanıldığı zaman milletin i&ccedil; kalesidir. B&ouml;yle alınınca, bir milletin insanının, tarihinin, k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;n ta kendisidir. K&ouml;p&uuml;ğ&uuml;d&uuml;r, &ccedil;i&ccedil;eğidir, tacıdır.&rdquo; Global k&ouml;yde artık, insanlar ana dillerine annelerinin ellerine sarılır gibi sarılmakta, global dil;&nbsp;mağazadan, d&uuml;kkandan, sokaktan, ekrandan s&ouml;k&uuml;lmekte; kelimeleri, ana dilden ayrık otu gibi ayıklanmakta&hellip; Uzun bir k&uuml;resel kış uykusundan sonra, geleneksel toplumlar &ldquo;biz&rdquo;lik ihtiyacının, &ldquo;ben&rdquo;lik davasından ve &ldquo;onlar&rdquo; mukallitliğinden &ccedil;ok &uuml;st&uuml;n olduğunu idrak etmiş bulunuyorlar. &ldquo;Biz&rdquo;liğini kazanmalarının, global fırtına karşısında yerel k&ouml;klerini korumalarına bağlı olduğunu da! </span></div>
<div style="text-indent: 27pt" align="justify">&nbsp;</div>
<div style="text-indent: 27pt" align="justify"><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana">Buradan, yaz-a-masa da tarz-ı kad&icirc;mi bilen şairlerimizi, şiiri sesli kayıtlardan değil, varak &uuml;zerindeki mısralardan ya da -hi&ccedil; olmazsa- g&ouml;zleriyle kendisine katan şiir sevdalılarını, cemiyet ve k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n ortak değerler manzumesine musikiyle, mim&acirc;r&icirc;yle, şiirle, sanatla armağanda bulunan şair y&uuml;rekli sanatk&acirc;rları ve onlara mefdun kitleleri, şiirimizi yeniden bize kazandırmaya davet ediyoruz. Biz&rsquo;i bize kazandırmaya&hellip; Bu toplumun, b&uuml;t&uuml;n&uuml;n&uuml; &ldquo;biz&rdquo; kabul eden fertlerinden biri ve &ldquo;Serinselvi&rsquo;nin bir kalemi olarak&hellip; </span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://serinselvi.com/v1/176/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;TO BE&#8221;</title>
		<link>http://serinselvi.com/v1/to-be/</link>
		<comments>http://serinselvi.com/v1/to-be/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 22:54:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>berat</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://serinselvi.com/v1/to-be/</guid>
		<description><![CDATA[Berat Demirci
&#160;
Bizim işimiz bilmek değil, olmaktır&#8230;
Mevlana
&#160;
Hamlet, elinde bir kafatası, gecenin ayazında ağzından şimendifer gibi buharlar &#231;ıkararak &#8220;To be or not to be, that is the question!&#8221; diye feryat ediyor; &#160;dekor kabristan&#8230; Bence son derece d&#252;nyev&#238; bir şey s&#246;yl&#252;yor, derinliksiz, hatta nihilist&#231;e. Hamlet&#8217;in &#8211;Shakespeare&#8217;in değil- &#8220;olmak&#8221; dediği: &#8220;Kemal sahibi olmak&#8221;, olmamak dediği de &#8220;ham kalmak&#8221; anlamında, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"><span style="font-family: Verdana;">Berat Demirci</span></div>
<div align="right" style="text-align: right; text-indent: 27pt;"><em>&nbsp;</em></div>
<div align="right" style="text-align: right; text-indent: 27pt;"><em><span style="font-family: Verdana;">Bizim işimiz bilmek değil, olmaktır&hellip;</span></em></div>
<div align="right" style="text-align: right; text-indent: 27pt;"><span style="font-family: Verdana;">Mevlana</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 27pt;">&nbsp;</div>
<p style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"><span style="font-family: Verdana;">Hamlet, elinde bir kafatası, gecenin ayazında ağzından şimendifer gibi buharlar &ccedil;ıkararak &ldquo;To be or not to be, that is the question!&rdquo; diye feryat ediyor; &nbsp;dekor kabristan&hellip; Bence son derece d&uuml;nyev&icirc; bir şey s&ouml;yl&uuml;yor, derinliksiz, hatta nihilist&ccedil;e. Hamlet&rsquo;in &ndash;Shakespeare&rsquo;in değil- &ldquo;olmak&rdquo; dediği: &ldquo;Kemal sahibi olmak&rdquo;, olmamak dediği de &ldquo;ham kalmak&rdquo; anlamında, &ldquo;varolmak&rdquo;la ilgili bir husus değil. Hayat&rsquo;ta olmak yahut olmamak anlamına yakın bir ifade. Shakespeare i&ccedil;in &ldquo;İnsanlığın tarihini &ndash;trajedisini- yazan şair!&rdquo; derler. Yazdıklarında tarih yorumuna &ouml;rnek oluşturacak derecede boşlukları doldurma g&uuml;c&uuml; g&ouml;rmekteyiz; ki, Yunan &ldquo;tragedya geleneği&rdquo;nin bir s&uuml;reğidir. &ldquo;To be or not to be&hellip;&rdquo; repliği Hamlet&rsquo;in bağlamından &ccedil;ıkarılarak, &ccedil;ok maksatlı kullanılan bir s&ouml;z olmuştur ve buna elverişlidir. &ldquo;Olmak, olmamak&rdquo; tasarruf edenin y&uuml;klediği anlama g&ouml;re i&ccedil;i doldurulan bir &ldquo;eski levha&rdquo; haline gelmiştir. Hamlet de zaten bulanık, karamsar, balatayı biraz sıyırmış rol&uuml; yaptığı i&ccedil;in &ldquo;olmak ya da olmamak, işte mesele bu!&rdquo; diyerek kuyuya taş atmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"><span style="font-family: Verdana;">İnsanlığın tarihini değil, &ldquo;insan&rdquo;ı yazan şair Mevl&acirc;n&acirc; ise bizzat kendisi &ldquo;Bizim işimiz bilmek değil, olmak!&rdquo; diyor; <strong>mesele</strong> aşılıyor ve &ldquo;<strong>iş</strong>&rdquo;etahvil olunuyor. İnsan trajediyi t&ouml;vbeyle aşmış ve aşmakla m&uuml;kellef olarak yery&uuml;z&uuml;ne indirilmiştir. Shakespeare, &ldquo;ilk g&uuml;nah&rdquo; la yaşayan trajik Hamlet&rsquo;i sahneliyor; Mevlana ise t&ouml;vbe ile trajediyi aşma g&uuml;c&uuml;ne kavuşan insana s&ouml;yl&uuml;yor. S&ouml;z; &ldquo;bilmek&rdquo; donanımına kavuşanlara hitap etmektedir; &ldquo;bilmek&rdquo; k&uuml;&ccedil;&uuml;msenmiş, layık olduğu mevkiye y&uuml;celtilmiştir. Bilmek derece derecedir ve her derecesi &ldquo;olmak&rdquo; i&ccedil;in kapıdır. Olmak da derece derecedir; kişi bildiği derece kadar &ldquo;olmak&ldquo;, olduğunca da &ldquo;şahsiyet&rdquo; alanına kavuşmak imk&acirc;n ve hakkına sahiptir. Olmak: Şahsiyet haline gelmektir. Her insan; &Acirc;dem&rsquo;in macerasını ta başından yeniden yaşar; cismani iken ruha kavuşturulur, nasibi kadar eşyanın isimleri &ouml;ğretilir; sonra &ldquo;olmak&rdquo; s&uuml;reci başlar. Bildikleriyle eyleme g&uuml;c&uuml; şahsiyettir. Bildiklerini tertip etmek; karadan akı, yanlıştan doğruyu, &ccedil;irkinden g&uuml;zeli ayırt etmek şahsiyetin kem&acirc;l derecesini g&ouml;sterir. Kamil şahsiyet bildiği ile kendisi arasında bir bağ kurarak, neyi, nasıl, ne kadar alacağını, s&ouml;yleyeceğini, reddedeceğini bilen insandır, kendisi &ouml;znedir.&nbsp;</span></p>
<p style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"><span style="font-family: Verdana;">Batı emperyalizmine karşı olduğunu &ldquo;&Uuml;lke, ulus, Adapazarı&rdquo; jargonunu da katarak haykıranların tamamı hayran olmasalar bile Shakespeare okumuşlardır. Ancak, &ldquo;Bizim işimiz bilmek değil, olmak!&rdquo; &ccedil;ağrısından zerre haberdar değildirler. Bu y&uuml;zden daima mukallittirler, kendilerinin &ouml;zne olduğu tek bir iş yoktur, birileri gibi d&uuml;ş&uuml;nmek, yapmak, sevmek, nefret etmek v.s. onların kimlikleridir. Emperyalizme karşı g&ouml;r&uuml;n&uuml;rler, ancak bu tavır Batılı medeniyet değerlerine muhalif olmak değildir; kafalarının karanlık deliğinde gizledikleri bir &ldquo;Batı modeli&rdquo; vardır, el altından Avrupa &uuml;lkeleri ve ABD ile derin temaslarını s&uuml;rd&uuml;r&uuml;rler. Model &uuml;zerinde hemfikirdirler, &uuml;zerine giydirdikleri kıyafet farklıdır. Bir elif miktarınca dahi okumuş birinin, emperyalizmin, onu doğuran d&uuml;nya g&ouml;r&uuml;ş&uuml; ve medeniyetle irtibatını kurması gerekir, kuramıyorsa ya cahil, ya haindir, iki sıfat da birbirine yakındır. Olmak bir tarafa, demek ki &ldquo;bilmek&rdquo;le de en ufak ilgileri yoktur.</span></p>
<p style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"><span style="font-family: Verdana;">&ldquo;Batı&rsquo;dan bir şey alalım mı, almayalım mı?&rdquo; tartışması kadar seviyesiz, lise m&uuml;nazaralarına bile konu olmayı hak etmeyen ikinci bir fikir &ouml;nermesi bulunamaz. &ldquo;İnsanoğlu birbirinin azasıdır!&rdquo; ve birbirinden her şey alır. &ldquo;Ne alalım?&rdquo; Sorusu ancak bir market listesi i&ccedil;in ge&ccedil;erlidir; &ldquo;Kim alacak?&rdquo; sorusu esas ve incelikli sorudur ve &ldquo;olmak&rdquo;la yani şahsiyet ile ilgilidir. Şahsiyet sahibi insan doğudan da, batıdan da alabilir, aldığı yahut reddettiği artık doğulu ya da batılı değil kendisiyle ilgilidir. İsmet &Ouml;zel&rsquo;in vukufiyetle s&ouml;ylediği gibi, &ldquo;ham y&uuml;reğin p&uuml;t&uuml;rlerini&rdquo; ge&ccedil;erek varılan yargı, eylem ve her şey &ldquo;varolmak&rdquo; m&uuml;hr&uuml;n&uuml; taşır, taşımaya hak kazanır. Bizim son y&uuml;zyılımız kendini eşyaya ekleyerek &ldquo;varolmak&rdquo; i&ccedil;in &ccedil;ırpınanlarla, birine yahut bir şeye tabi olmak, tabi etmek i&ccedil;in mesai veren profesyonel uşakların dengesiz m&uuml;cadelesidir. Batı&rsquo;da &ldquo;beldeler k&acirc;şaneler&rdquo; g&ouml;ren g&ouml;zdense, emperyalizme en karşı duruşa vurgu yapan &ldquo;g&acirc;vur icadı!&rdquo; tepkisi bu y&uuml;zden daha sağlıklıdır. Ancak, her ikisi de; &ouml;yle ise &ldquo;Ben de ş&ouml;yle yaparım!&rdquo; g&uuml;c&uuml;n&uuml; hissettirecek bir asil duruşa kavuşamamıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"><span style="font-family: Verdana;">Bu &uuml;lkenin &ldquo;biliyorum&rdquo; diyenlerinin &ldquo;bilmek&rdquo; vasfından uzak; ya &uuml;niversite, ya da &ldquo;Doğan Holding&rdquo; sekt&ouml;r&uuml;nden kontenjan aydını olmaları ciddi bir tehlikedir. T&uuml;rk &uuml;niversiteleri totaliter kurum haline ge&ccedil;tikten beri d&uuml;ş&uuml;ştedir, son d&ouml;nem bu d&uuml;ş&uuml;ş&uuml;n her alanda tescili olmuştur. &Uuml;niversiteler, d&uuml;ş&uuml;nmenin değil teslimiyetin, mezhep&ccedil;iliğin, b&ouml;l&uuml;c&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n baş tacı edildiği &ldquo;fikir diskotekleri&rdquo; haline gelmiştir. &ldquo;&Uuml;lke, Ulus, Atat&uuml;rk&ccedil;&uuml;l&uuml;k, Laiklik&hellip;&rdquo; gibi kavramlar, d&uuml;ş&uuml;nce adamlarının değil, bu kavramları istismar ederek Alamut&rsquo;a benzeyen kalelerde saltanat s&uuml;ren cahillerin bayrağı olmuştur. </span></p>
<p style="text-align: justify; text-indent: 27pt;"><span style="font-family: Verdana;">&ldquo;Olmak&rdquo;tan s&ouml;z edecektim, &ldquo;bilmek&rdquo;te takıldım. Halden dolayı duyduğum acı, satırlara aktarabildiğimden daha ziyadedir. Ancak, s&ouml;z&uuml;nden s&ouml;z a&ccedil;arak, bug&uuml;nlere deva olabilecek bir arayışa girmem; b&uuml;y&uuml;k aydın, filozof, şair &ldquo;Benim Mevlana&rsquo;m&rdquo;ın yanağımdan makas aldığı hissine kapılmama yetti&hellip; </span></p>
<p><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana;">Hissiyatım yazmaya bahanedir.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://serinselvi.com/v1/to-be/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Editörden</title>
		<link>http://serinselvi.com/v1/editorden/</link>
		<comments>http://serinselvi.com/v1/editorden/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 22:37:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://serinselvi.com/v1/editorden/</guid>
		<description><![CDATA[&#160;&#8220;Noksan gelen tamam olur&#8221;
&#160;&#160;&#160;&#160; &#160;
&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Hikmetli s&#246;zleriyle insanlığın kalbine şifalar sunan, &#194;şıkların Sultanı Hazreti Mevlana&#8217;yı; cihana teşrifinin 800&#8217;&#252;nc&#252; yıld&#246;n&#252;m&#252;nde d&#252;nyanın d&#246;rt tarafında, farklı renkleri ve dilleri tekleştiren bir muhabbetle andık. Kimi zaman derviş&#226;nın semada u&#231;uşan beyaz tennuresine daldık, biz de kanatlandık&#8230; Kimi zaman ney&#8217;in ayrılık hik&#226;yesine kulak verdik&#8230; Mesnev&#238;-i Şer&#238;f&#8217;in incilerinden k&#252;peler yaptık. Bir yıl [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Verdana;">&nbsp;<em>&ldquo;Noksan gelen tamam olur&rdquo;</em></span></p>
<div><span style="font-family: Verdana;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;</span></div>
<p><span style="font-family: Verdana;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hikmetli s&ouml;zleriyle insanlığın kalbine şifalar sunan, &Acirc;şıkların Sultanı Hazreti Mevlana&rsquo;yı; cihana teşrifinin 800&rsquo;&uuml;nc&uuml; yıld&ouml;n&uuml;m&uuml;nde d&uuml;nyanın d&ouml;rt tarafında, farklı renkleri ve dilleri tekleştiren bir muhabbetle andık. Kimi zaman derviş&acirc;nın semada u&ccedil;uşan beyaz tennuresine daldık, biz de kanatlandık&#8230; Kimi zaman ney&rsquo;in ayrılık hik&acirc;yesine kulak verdik&hellip; Mesnev&icirc;-i Şer&icirc;f&rsquo;in incilerinden k&uuml;peler yaptık. Bir yıl O&rsquo;nu anlayabilmek i&ccedil;in yetmezdi ama t&uuml;m bunlar zaten pişmek yolundaki adımlar kabilindendi.</span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;Nitekim bu ayki sayımızda biz de o ummanın kıyısında gezindik. Berat Demirci Bey, Hamlet&rsquo;in &ldquo;To be or not to be&hellip;&rdquo; repliğini, Mevlana&rsquo;nın &ldquo;Bizim işimiz bulmak değil olmaktır&rdquo; veciz s&ouml;z&uuml; &uuml;zerinden yorumladı.</span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;Sadık Yalsızu&ccedil;anlar; &ldquo;Hz. Pir&rsquo;in ger&ccedil;ekliği Mesnevi&rsquo;dedir&rdquo; diyerek Mevlana&rsquo;yı anlamak i&ccedil;in gerekli noktaları bizlere işaret etti.</span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;">&nbsp;&nbsp; &nbsp;Mahmut Şimşek Bey bizleri &Acirc;şıkların Kıblesi&rsquo;nde, Hz.Mevlana&rsquo;nın makamında gezdirdi. O&rsquo;nun gibilerin makamları &ldquo;&acirc;riflerin g&ouml;n&uuml;lleri&rdquo;&nbsp;olduğundan &ouml;nce aşk ile g&ouml;n&uuml;llerde dolaştık. Sonra huzura vardık.&nbsp;Madem ki &ldquo;buraya noksan gelen tamam olur&rdquo; demişti Molla Cami&hellip; </span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;">&nbsp;&nbsp; &ldquo;Yalnızlığın yalnızlık arayınca gel&hellip;&rdquo; diyerek daveti yineleyen şairi de dinledik. O sultanın kapısına vardık, buyurun i&ccedil;eri beraber girelim&hellip; </span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;">&nbsp;&nbsp; Ayrıca bu sayıda gen&ccedil; arkadaşlarımızın &ouml;yk&uuml;lerine ve şiirlerine de yer verdik. Keyifle okumanız dileğiyle&hellip;</span></p>
<div>&nbsp;</div>
<div>&nbsp;</div>
<p><span style="font-family: Verdana;"><em>serinselvi.com</em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://serinselvi.com/v1/editorden/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>MEVLÂNÂ MÜZESİNİ ZİYÂRET</title>
		<link>http://serinselvi.com/v1/mevlana-muzesini-ziyaret/</link>
		<comments>http://serinselvi.com/v1/mevlana-muzesini-ziyaret/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 21:18:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gezi Yazısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://serinselvi.com/v1/mevlana-muzesini-ziyaret/</guid>
		<description><![CDATA[Mahmut Sami Şimşek
 

Prensten krala, iş&#231;iden &#231;ift&#231;iye, &#226;şıktan m&#226;şuka herkes, Mevl&#226;n&#226;&#8217;nın &#231;ağrısına koşuyor. Hz. Mevl&#226;n&#226; bu sene tam 800 yaşında. 8 asırdır devam eden &#231;ağrıya h&#226;l&#226; ic&#226;bet ediliyor. Tıpkı t&#252;rbenin giriş kapısı &#252;zerinde, Molla Cami&#8217;ye &#226;it nazımda yazıldığı gibi, &#226;şıkların kıblesi oldu 8 asırdır Mevl&#226;n&#226;. Biz de bu hafta 800. yaş g&#252;n&#252;nde Hz. Mevl&#226;n&#226;&#8217;yı ziy&#226;ret [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Verdana;">Mahmut Sami Şimşek<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Verdana;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Verdana;"><img width="133" height="150" align="absbottom" src="http://serinselvi.com/v1/wp-content/uploads/image/mahmut.JPG" alt="" /></p>
<p>Prensten krala, iş&ccedil;iden &ccedil;ift&ccedil;iye, &acirc;şıktan m&acirc;şuka herkes, Mevl&acirc;n&acirc;&rsquo;nın &ccedil;ağrısına koşuyor. Hz. Mevl&acirc;n&acirc; bu sene tam 800 yaşında. 8 asırdır devam eden &ccedil;ağrıya h&acirc;l&acirc; ic&acirc;bet ediliyor. Tıpkı t&uuml;rbenin giriş kapısı &uuml;zerinde, Molla Cami&rsquo;ye &acirc;it nazımda yazıldığı gibi, &acirc;şıkların kıblesi oldu 8 asırdır Mevl&acirc;n&acirc;. Biz de bu hafta 800. yaş g&uuml;n&uuml;nde Hz. Mevl&acirc;n&acirc;&rsquo;yı ziy&acirc;ret etmeye karar verdik.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"> <a href="http://serinselvi.com/v1/mevlana-muzesini-ziyaret/#more-173" class="more-link">(more&#8230;)</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://serinselvi.com/v1/mevlana-muzesini-ziyaret/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
