Tahlil Atölyesi
Kibrit Kutusu ve Termometre?
“BABAMIN BAVULU”NDAN ÇIKANLAR
BANA BİR MASAL ANLAT BABA
   Uygulama Atölyesii
SON VEDA
   Yazarlik Okulu
YAZARLIK OKULU 2007 TAKVİMİ
YAZARLIK OKULU NEDİR?
YAZARLIK OKULU 2006
YAZARLIK OKULU VE YAZAR OLMAK

EDEBİYAT TEORİSİ VE ELEŞTİRİ

Kitap

TALAT ORDU

Bir eserin edebî mi edebî değil mi olduğuna nasıl karar verilecek? Bu soruyu sorduğumuz andan itibaren birden fazla soruyu içinde barındıran bir “problematik” açmış oluyoruz. Öncelikle Berna Moran’ın kitabında vurguladığı gibi “sanat eserinin kişide bıraktığı etkinin zevke mi yoksa herkesin kabul ettiği objektif ölçülere mi dayanması gerektiği” sorusu ortaya çıkıyor. Ayrıca “bütün edebî türler için ortak bir kriter/mihenk (ölçüt) bulunabilir mi” meselesi karşınıza geliyor. Bu ve benzeri bütün soruların cevaplanmasının güçlüğünden dolayı edebî tenkitte (eleştiride) “ortak kriter var mı,” “hangi münekkit, eserde hangi özellikleri arayarak bir hükme varacak” gibi yine üzerinde içtima edilmemiş noktalar ortaya çıkıyor. Bütün bu belirsizliklerle birlikte mezkûr konuların işlendiği teorik eserlerin de ne kadar çetrefilli olacağı az çok anlaşılır. Bu bakımdan derli toplu bir edebiyat teorisi kitabı okuyarak teorik meselelere kuşbakışı bakabilmek pek mümkün görünmüyor. Berna Moran’ın Edebiyat Kuramları ve Eleştiri’si bu eksikliğin giderilmesinde bir parça iş görebilir. O, daha çok “eleştiri kuramları” nı (tenkit teorisi de denilebilir) ele aldığı kitabında “sanatçı, eser, okur ve toplum” merkezli olarak tasnif ettiği bütün edebî teorilerin bir özetini sunar. Kendi eleştiri yazılarında ise bunların hepsinden yeri geldikçe faydalandığını belirtir röportajlarında. (Moran, 2004)

Ben burada Moran’ın eserinden değil de Amerika Birleşik Devletleri üniversitelerinde ders vermiş olan iki titiz araştırmacının kaleme aldığı Yazın Kuramı’ndan bahsetmek istiyorum. ABD’de ilk baskısı 1948 yılında yapılmış olan eser Yurdanur Salman ve Suat Karantay tarafından Türkçeye çevrilmiş. Türkçede ilk baskısı Altın Yayınları tarafından, benim elimdeki nüshanın içinde olduğu birinci baskısı ise Adam yayınları tarafından 2001’de gerçekleştirilmiş. Takdir edilmeli ki içinde soyut kavramlar ve terminolojiye ait çok sayıda kelimeler kullanılan “teori” kitaplarının bu özelliklerinden dolayı anlaşılmama ve sıkıcı olma gibi vartaları mevcuttur. Buna rağmen –tercümede kullanılan terim ve kavramların ne kadar yaygın ve kullanışlı olduğu tartışılır bir konu olsa da-  elimizdeki kitap cümle yapısı açısından sağlam ve anlaşılabilir bir tercüme sayılabilir. Zira ben farklı bir tercümesinden okumaya çalıştığımda fazla bir şey anlayamamıştım.

Yazın Kuramı, yazarlarının uzun isim olarak koymayı düşündükleri “Yazın Kuramı ve Yazın İncelemesinde Yöntembilim” adından da anlaşılacağı üzere sadece edebiyat değil şimdilerde eleştiri denilen bir “edebî kritik” veyahut “edebiyat tenkidi” teorisi kitabı aynı zamanda… Edebiyatın mahiyeti ve fonksiyonundan onun psikoloji, toplum ve diğer sanatlarla olan irtibatına kadar veyahut ses uyumu, imaj/imge, mecaz kavramlarının izahından roman ve hikâye türünün ele alınışına kadar çok geniş bir alana yayılan muhtevasıyla arşivlik bir çalışmayla karşılaştığımız söylenebilir. Bu muhteva 320 sayfalık metin ve 50 sayfalık “notlar”la okuyucuya sunulmuş. Ayrıca kitabın sonunda mütercimlerin söylem, söyleyim, ölçübilim, imleme, gidimli düşünce, hecesel, düzgü, düzdeğişmece gibi ısrarla kullandıkları ve bence yabancı dil karşılıkları daha anlaşılır olan kelimeleri açıkladıkları 7 sayfalık bir sözlük kısmı eklenmiş. Okumalarımda sık sık bu sayfaya başvurduğumu söyleyebilirim.

Berna Moran’ın kitaba yazdığı takdim yazısında “kendi alanının temel yapıtlarından biri sayılır” dediği eser, on dokuz ara bölümden ve kesim olarak adlandırılmış dört ana bölümden meydana geliyor.

Birinci kesim edebiyatın mahiyeti, fonksiyonu, edebiyatın teorisi, tenkidi ve tarihi ile karşılaştırmalı ve milli edebiyatla ilgili tariflere ayrılmış. Bu kesimde edebiyat eserini edebiyat eseri olmayanlardan ayıran şeyin üzerinde duruluyor. Kadim tartışma konusu olan şekil-muhteva, lafız-mana meselesine giriliyor, “bir yazın yapıtı yalın bir nesne değil, çok yönlü anlamlar ve bağlantılar taşıyan katmanlaşmış, oldukça yüksek düzeyde karmaşık bir düzenlemedir,”(s.34) cümlesiyle, yazarların şekil ve muhtevanın her ikisinden birini ihmal etmemeye dayalı kendi anlayışları ortaya konuluyor.  Edebiyat tenkidi ile edebiyat tarihinin ortak konular üzerinde çalışması gereği üzerinde duruluyor.

Birinci kesimin edebiyatın fonksiyonuna dair bölümünde “sanatın ve edebiyatın fonksiyonunun hem faydalı olanı hem de zevkli olanı içine alması” konusu tartışılmış. (Türkiye’de de şiirin mesaj vasıtası mı yoksa estetik his uyarıcı bir edebiyat dalı mı olması gerektiği tartışmalarını hatırlayalım.) Bu köklü tartışma konusunda yazarlarımızın teklifi sanatın fonksiyonunun ikisini de birlikte verebileceği yönünde oluyor:

“Bir yazın yapıtının başarılı olabilmesi için bu haz ve yararlılık belirtilerinin yalnızca bir arada bulunmakla kalmaması, kaynaşmış da olması gerekir.”(s.37)

Aynı bölümde edebiyatın tek mi yoksa birden fazla fonksiyonu mu olduğu konusu ele alınıyor. Başka bir bölümde teori, tenkit ve tarihin birbiriyle olan irtibatı, yine başka bir bölümde de yerli ve evrensel edebiyatın sınırları, birbiriyle olan alışverişi, bütün ülkelerde aynı olan unsurlarla farklı olanların olduğu gerçeği üzerinde duruluyor. Edebî akımların dünyanın her yerine yayıldığı gibi noktalardan hareketle karşılaştırmalı edebiyat incelemelerinin gereğine vurgu yapılıyor.

İkinci Kesim “İlk İşlemler” adını taşıyor. Burada ilmî edebiyat kritiği yapılırken ilk önce yapılacak olan hazırlıklar ele alınıyor. Kaynak araştırması, katalog oluşturma, incelenecek doğru metni bulma, tarihlendirme, yazarın kimliği gibi teknik konular bu bölümde temas edilen noktalar.

“Yazın İncelemesine Dışsal Yaklaşım” adını taşıyan Üçüncü Kesimde tenkit ve biyografi münasebeti ele alınmış.  Yazarlar, burada daha çok şairleri merkeze alınarak “eserin şairin hayat hikâyesinin aydınlatılması için kullanılamayacağı” iddiası gerekçeleriyle birlikte ortaya atıyorlar: “Eleştirel değerlendirmeyi hiçbir yaşamöyküsel kanıt değiştiremez, etkileyemez.” Burada onların Yeni Eleştiri adı verilen ve yazardan çok esere ağırlık veren akımın temsilcileri oldukları hatırlanabilir.

Yazın ve Ruhbilim adlı bölümde yazarlar Frued’un yazarlar üzerine ileri sürdüğü tezlerinin tutarsız olduğunu ve onun “yazara delirmekten kitap yazmakla kurtulan iyileşmesi mümkün olmayan bir nevrozlu” gözüyle baktığını belirtiyorlar. (Frued’u Terry Eaglaton da tenkit eder. Onun teorilerinin problemli olduğunu, çalışmalarının kendi bilinçdışı istekleri ile şekillenmiş ve bazen de kendi ideolojik dogmaları tarafından çarpıtıldığını söyler.) Psikolog ve psikanalistlerin insanları ve sanatçıları hangi tiplere ayırdıklarını anlatarak şairlerin ilhamlarının kökeni ve sebebi hakkındaki görüşlerini kaleme alıyorlar.

Yine bu bölümde roman yazarının şahsiyeti ile yazdığı karakterler arasında alakanın olup olmadığı sorusuna eğilerek bir ölçü ortaya koyuyorlar: “Ruhbilimcilerin ellerindeki kanıtlar, yazınsal olmayan belgelerden alınabileceği gibi yapıtların kendilerinden de çıkarılabilir. Yapıtlardan çıkarıldığında bu kanıtların belgelerden alınan kanıtlarla karşılaştırılması dikkatle yorumlanması gerekir.” (s.105) “Eserin yazılış seyrinden daha çok bitmiş eserin daha önemli olduğu” tezi de bu bölümün başka bir tespiti.

Yazın ve Toplum adlı bölüm eserin tamamen toplumun ürünü olduğu iddiasını ortaya atan marksist teorinin tenkidiyle başlıyor. “Yazarın geldiği sosyal tabakanın eserini doğrudan etkilemeyebileceği” tespiti anlatılarak yazarların bazen geldikleri sosyal çevrenin aksine fikirler ileri sürebilecekleri gerekçe gösteriliyor. Modern çağda sanatçıların toplumsal bağlarıyla irtibatlarının azaldığı anlatılıyor. Yazarlara göre sırf edebiyat eserinden yola çıkılarak anlatılan toplum hakkında bir düşünceye varılamaz. Bunun gerçekleşebilmesi için eserdeki hangi unsurların hayal, hangilerinin gözlem ve hangi unsurların yazarın arzularının dışavurumu olduğunun kesin çizgilerle belirlenebilme şartı vardır. Söz arası belirteyim ki bu satırların yazarı da ara sıra bazı edebiyat eserlerine çok manalar yüklendiğini ve aslında bazı roman ve şiirlerin çok ferdî olduklarından dolayı okuyucuları fazlasıyla subjektif alanda dolaştırdıklarını düşünenlerdendir. Bu bölümde ayrıca edebiyat eserinin ortaya çıkışında tesiri olan faktörler konusu anlatılmış, marksist tenkit teorisinin yazarın gizli niyetini ortaya çıkarma ekseninde olumlu yanına temas edilmiş. Son olarak her eserin “toplumsal yanının” olma gibi bir şart aranmaması gerektiği tezi ileri sürülmüş: “Toplumsal yazın da yazının yalnızca bir türüdür.” (s,128)

İkinci kesimin beşinci bölümü Yazın ve Fikirler adını taşıyor. “Edebiyat eseri fikrî bir yazı olarak okunabilir mi?” bölümün ana sorusu… Yazarlar bu soruya verilecek cevabın eserden esere farklılık gösterebileceğini savunuyorlar,“çok az rastlandığını kabul etsek de yazın tarihinde öyle durumlar vardır ki burada fikirler akkorlaşır; kişiler ve sahneler yalnızca fikirleri temsil etmekle kalmaz, onlarla gerçekten kaynaşır, felsefeyle sanat sanki bir bakıma özdeşleşir.” Şiir vadisinde ise “şiirin felsefenin yerine geçemeyeceğini” düşünüyorlar.

Yazın ve Öbür Sanatlar, ikinci kesimin son bölümü… Edebiyatın müziğe malzeme sağlaması ve bu haliyle değerini kaybettiği,  edebiyatın resmin ve müziğin insan üzerindeki yaptığı tesiri elde etmek istemesi ve bu tesirleri tam olarak elde etmesinin mümkün olmaması, değişik sanatlardaki akımların isimlerinin aynı olsa da edebiyattaki yansımalarının farklı olacağı, sanatların karşılaştırmalı tarihinin yazılamayacağı gibi konular bu bölümde yer alıyor.

Yazın İncelemesine İçsel Yaklaşım Yazın Kuramı’nın Dördüncü Kesiminin adı… Şiir ağırlıklı bu kesimde sanat eserinin mahiyetinin ne olduğu sorusu tartışılıyor. Kafiye, ritim, vezin, ses sembolizmi gibi kavramlar tarif edilerek şiirde ne kadar yer alacakları problemine temas ediliyor. “Ses ve ölçünün anlamdan soyutlanarak değil bir sanat yapıtının bütünlüğünü kuran öğeler olarak incelenmesi gerekir” (s.201) cümlesiyle lafız ve mananın birlikte ele alınması gerektiği hükmüne varılıyor. Ayrıca imaj (imge), mecaz (eğretileme), sembol (simge) kavramlarının tarifleri ve fonksiyonları hakkında ufuk açıcı fikirler öne sürülüyor.

Fiktif (kurmaca) eserlerin ele alındığı başka bir bölümde özellikle romanın mahiyetine ve onunla irtibatlı olarak roman incelemesinde dikkat edilmesi gereken noktalara dair ilginç tespitler yer alıyor. Yazınsal Türler adlı bölümde türlerin zamanla değişikliğe uğrayabileceği, bazı türlerin (oyun-hikâye) birbirlerinin özelliklerini alabileceği, türlerin belirlenirken muhtevanın değil de şeklin göz önüne alınması gerektiği gibi tesbitler yapılıyor. Karmaşık türlerin kökeninde basit türlerin yattığına dair görüşler naklediliyor.

Değerlendirme adlı bölümde edebiyat eserine niçin kıymet verilmektedir sorusuna cevap aranmış. Fonksiyonelliğe vurgu yapılarak bir nesnenin kullanılışının özünde onun için tasavvur edilen, planlanan maksada uygun düşen kullanım olduğu gerçeği hatırlatılıyor. Özellikle şiir ekseninde lafız-mana, biçim-anlam problemine temas ediliyor. “Yazınsal sanat yapıtının malzemeleri bir düzeyde sözcükler, başka bir düzeyde insan davranışlarının algılanması, başka bir düzeydeyse insan fikirleri ve tutumlarıdır. …başarılı bir şiir ya da romanda, estetik amacın itici güçleri bunları çok sesli bağıntılar içine çeker” denilerek daha sonraki sayfalarda tenkidin/eleştirinin zorluğu üzerinde duruluyor. Kritikmiş gibi görünen bazı yazıların tefsir/yorum sınıfına girdiği, bunu aşmak için analitik çalışmalar yapmanın lüzumu anlatılıyor.

Son bölüm edebiyat tarihine ayrılmış. Bu konuda da edebiyat tarihi adına yazılanların kimi zaman tenkidî denemeler, kimi zaman da medeniyet tarihi olarak yazılma gibi bir tehlikeyle karşı karşıya olduğu tespiti yapılıyor. Bunlardan birincisinde tarih özelliği, diğerinde ise sanat özelliğinin eksik kaldığı savunuluyor. Edebî türlerin birbirleri arasındaki münasebet, gelişme, dönemlere ayrılma kriterlerinin çok karmaşık münasebetler yığını olduğunu vurgulayan yazarlar, edebiyat tarihi kaleme almada birden fazla metodun kullanılması gerektiği yönünde teklif bildiriyorlar.

Buraya kadar tanıtmaya çalıştığım Yazın Kuramı’nın edebiyatla ve onun tenkit ve teorisiyle uğraşmaya niyetlenenlere anlattığı gerçek şu: Edebiyat teorisi ve tenkidi bir çırpıda öğrenilip tatbik edilecek saha ve ameliye değildir. Bu aynı zamanda ülkemizde eleştiri adına yazılanların niçin “kitap tanıtımı ve reklamı” seviyesinin üzerine çıkamadığını da izah eden bir husus… Şu denilebilir ki; edebiyat teorisinde hangi problemlerin tartışıldığından haberdar olarak kendi teorisini geliştirmek isteyenler için Yazın Kuramı zengin imkanlar sunan bir atlas vasfında eser… Tabi ki tercümede kullanılan biçem, yansılama, düzgü, sesletme, söyleyim, uzanlatımbilim, eytişimsel vb. kelimelerin zihni ve manayı karartması hadisesi müstesna…

Yazıda Adı Geçen Kitaplar:

Wellek, R. Warren, A. Yazın Kuramı, Çevirenler: Yurdanur Salman, Suat Karantay, Adam Yayınları, İstanbul 2001

Moran, Berna. Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İletişim Yayınları, İstanbul 2001 (Birinci Baskı,1999)

Moran, Berna. Edebiyat Üzerine Makaleler/Röportajlar, İletişim Yayınları, İstanbul 2004

Eaglaton, Terry. Edebiyat Kuramı, Çeviren: Esen Tarım, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 1990

1 Yorum var

  1. Gönderen toygar Tarih October 21st, 2007

    edebiyatın dönemlere ayrılma sebebi nelerdir?

Posting your comment.

Yorum Yap

    Yazarlar

      Harun Tokak
      Issık göl şehidi
      Ali Bulaç
      "LÜZUMSUZ MERHAMET!"
      Sadık Yalsızuçanlar
      Hz. Mevlana’yı Okumak
      Berat Demirci
      "TO BE"
      Dr. Selma Karışman
      ŞİİRİMİZ VE BİZ -1-
      Mahmut Nefise
      TAİFE-İ SANATKÂR
      Şeref Yılmaz
      Şehirlerin Dili
      Hüseyin Bargan
      RAFLARDAKİ EKSİK KİTAPLAR
      Münir Arıkan
      Kurumsal Gıybet
      Talat Ordu
      MEVLANA, OĞUZ ATAY, FAZIL SAY?
      Niyazi Sanlı
      SON CÜMLE

      Arsiv

      • March 2008
      • February 2008
      • January 2008
      • November 2007
      • October 2007
      • September 2007

_blank

  •