CHO’NUN NEFRETİ VE ŞİZOFRENİSİ
Nisan-2007’de Virginia katliamını gerçekleştiren 23 yaşındaki Güney Koreli Cho Seung-Hui, katliamı niçin yaptığını anlatmaya çalıştığı itirafında şunları söylüyordu: “Kalbimi zalimce paramparça ettiniz, ruhuma tecavüzde bulundunuz, vicdanımı ateşe verdiniz. Siz, acınacak durumda olan bir çocuğun hayatını söndürdüğünüzü düşündünüz. Sayenizde ben de Hz. İsa gibi ölüyorum; zayıf ve savunmasız insanların nesillerine ilham kaynağı oluyorum.”
Metin analizi yapmayı hak eden –sadece hak etmiyor zaruri kılan- cümleler bunlar. Tabii ki her zaman olduğu gibi, insanın kanını donduran bu olaydan sonra “bilim adamları” çeşitli açıklamalar getirmeye çalıştılar. Medya, bilgi, haber ve yorum kirliliği yaparak olayın özünü örtbas etmeyi sağladı. Aradan birkaç gün geçtikten sonra da olay diğerleri gibi “nisyan”a terk edildi.
Bilim adamlarına bakılırsa Cho’nun objektife, elinde çekiçle ve yüzünde saldırgan bir ifadeyle verdiği poz, kült Güney Kore filmi Oldboy’dan bir sahneyi akla getiriyordu. Bu bağlantı Virginia Üniversitesi’nden Paul Haris tarafından kurulmuş. Tabii ki bağlantı sadece basit görüntülerden ibaret değildir, her iki olay (film ile katliam) arasındaki asıl bağlantı, her ikisinde de “intikam ve takıntılılık” halinin mevcudiyeti; Paul Haris bunun Cho’nun yazılarında da görüldüğünü söylüyor.
“Takıntı” zihni bir tutum. İnsan ile tabiat arasındaki irtibatın giderek koptuğu dünyamızda, insan ürünü sayısız nesne ve hadise tabiat ile insan arasındaki ilişkiyi temin etme rolünü oynuyor. Bir şeye ulaşmak veya bir şeyden kurtulmak için aşırı zihni ısrar göstermek diyebileceğimiz takıntı, sonuçta insanın “engellenmiş olması” haliyle ilgilidir. Şu veya bu sebepten dolayı engellendiğini düşünen insan, zihni bir tutum olarak söz konusu engelden kurtulmak istemektedir. Çatışma ve kaygının da bununla ilgisi var.
Ancak Cho’yu asıl harekete geçiren faktörün “nefret” olduğu anlaşılıyor. Arapça kelime olan nefretin çeşitli anlam düzeyleri var. Bir anlamı, yukarıda anlatmaya çalıştığımız ve belki de çatışma ve kaygının gerisinde yatan sebep olarak gösterdiğimiz engellenme haliyle ilgili görünüyor. Çünkü nefretin, kaçmak-kaçınmak, sakınmak, uzaklaşmak, zıtlaşmak, hoşlanmamak, hatta tiksinmek gibi anlamları var. Kısaca itici ve kuvvetli bir duygudur. Öfke en hafif şekli ya da en alt basamağıdır.
Cho Seung-Hui, acaba neden kaçıyor, kimden tiksiniyordu? Toplum dediğimiz gayrı şahsi entiteden mi? Çevresindeki arkadaşlarından, ailesinden mi? Yoksa kendinden mi? Ve Cho, bu tiksinti ve iğrenmişlik halinden kurtulmak isterken acaba nasıl arınmayı düşünüyordu? Sadece intikam peşinde olmadığı muhakkak. Salt intikam peşinde olmuşsa da, bunu ‘aşkın-yüce” bir duygu ve idealle rasyonalize etmiş, hakikatte rasyonel olan bir davranışı süblime etmiştir.
“Kalbinin paramparça olduğu”nu ve “ruhuna tecavüz edildiği”nden şikâyet ediyor. Acımasız bir saldırıya maruz kaldığı açık, yani böylesine barbar bir saldırıya maruz kaldığına inanıyor. Parçalanan ve tecavüze uğrayan bedeni değil, doğrudan kalbi ve ruhu. Oysa modern dili oluşturan sözlükte bu iki sözcüğün çok da ciddiye alınabilecek anlamları kalmamış. Ama Cho, bunlara vurgu yapıyor.
Cho’nun ikinci vurgusu “çocuk masumiyeti.” Çocuklar bizim ilk halimizdir. Günahsızlığı ve saflığı temsil ederler. “Onlar” her kimler ise bu masumiyeti, saflığı söndürmüşler. Belki burada bir intikam hissinin öne çıktığını düşünebiliriz. Ama çocuklar intikam almaz, alamaz. Hz. İsa da saf, temiz ve masum idi. Büyük haksızlıklara uğradı, işkenceye tabi tutuldu. O bir semboldür, kefaretin, günahsızlığın sembolü. Cho, Hz. İsa gibi ölüyor. Ama ölürken öldürüyor ya da öldürürken ölüyor.
Anahtar cümle budur: Hıristiyan metinlerine göre Hz. İsa sadece kendini feda etti, çarmıha gerildi ve öldürüldü. (Kur’an-ı Kerim’e göre ne çarmıha gerildi ne öldürüldü, göğe ref’edildi.) Yani sadece öldürüldü. Cho, bir Hıristiyan, kendini feda ederken ölüyor, ama Hz. İsa’dan farklı olarak öldürüyor, 32 masum –ona göre ise suçlu- insanın hayatına son veriyor. Cho, modern Batı toplumunun dini ile modern kimliği arasındaki derin yarılmanın, şizofrenin somut varlığına işaret etti.











