Tahlil Atölyesi
Kibrit Kutusu ve Termometre?
“BABAMIN BAVULU”NDAN ÇIKANLAR
BANA BİR MASAL ANLAT BABA
   Uygulama Atölyesii
SON VEDA
   Yazarlik Okulu
YAZARLIK OKULU 2007 TAKVİMİ
YAZARLIK OKULU NEDİR?
YAZARLIK OKULU 2006
YAZARLIK OKULU VE YAZAR OLMAK

BİR KAŞIK SUYUMUZ YOKTU…

Hikaye

Semih Suat Yücelen

Sokak lambasının altında yatan köpek birden ayağa fırladı. Kulakları ve kuyruğuyla tam bir dikkat kesilmiş gökyüzüne bakıyordu. Korku ve öfkeyle havlamaya başladı. Öylesine havlıyordu ki sanki ses köpeğin her tarafından titreme halinde çıkıyordu. Sonra koştu. Belli ki havladığı şeyi kovalıyordu. Birden durdu. Kendi etrafında dönerek havlamaya devam etti bu kez. Her seferinde daha çok havlıyordu.

Köpeğin havladığı varlıklar, bana ilk uğradıklarında henüz bebektim. Ama görüyordum onları. Konuşmama izin vermiyorlardı. Sonra büyüdüm konuşmaya başladım. Bu kez de anlatırsam geri götüreceklerini söyleyip korkuttular. Gece gündüz demeden sürekli benimleydiler. Çoktular. Korkmuyordum onlardan ama geldiğim yeri hatırlamadığım için geri gitmekten korkuyordum. İçlerinde öyle biri vardı ki… Tanımamam imkânsızdı. Çocukluğumdan beri, her fırsatta bana görünen; kırmızı mor arası bir renk, şişmiş gözler, hafif kıllı kulaklar, kaşının üzerinde bir leke, gözlerini açmadan bakan ablak bir yüz.

Ben sokak lambasının sinekli ve loş ışığına dalmış, köpeğin halini, hatırladıklarımı ve olanları düşünürken; sanki tüm hayat bir mektup kâğıdına yazmayan bir kalemle kazınmış, üzerine de renkli zamanlardan bir süsleme yapılmıştı. Kâğıt küçülerek katlandıkça, her şey bir şey oluyor gibiydi.

Sokak lambasının loş ışığı altındaki meydan küçüldü. Beyaz bir peçeteye sarılı bir çay bardağının içine girdi. “O”, bir kaşık su koydu bardağa “Bak!” dedi bana. Baktım. O çirkin yüzlü varlık yine oradaydı. Bana “Ya gel beraber yüzelim bu suyun içinde ya da birlikte boğulalım.” diyordu. Şaşkındım. “Korkma!” dedi birisi, kim olduğunu anlayamadım. Ama yine de dinlemedim. “O”, devam etti “Işıktan halkayı görüyor musun?” dedi, suyun içine baktım tekrar. Çirkin yüzlü varlığın etrafındaydı. “Evet!” dedim. “Şimdi” dedi “Onu oraya hapsediyorum ben. Senin kaderini de kendime.” Beyaz peçete gelinlik oldu, ışıktan halka parmağımdaki yüzük. Sanki her şey bir anda ve hep birden oluyordu. Anlamaya çalıştıkça karmaşıklaşan cevapsız sorular gibi…

Gözümü açmaya çalışıyordum. Vücudumu hissetmiyordum. Yavaş yavaş bir şeyleri hatırlamaya çalışırken. Sağ göğsümün üzerindeki ağırlığı fark ettim. Sanki bugüne kadar içimde biriktirdiğim ne varsa sıcaklığını bozmadan benden alıyordu. Hiç engel olmadan veriyordum ve bu beni mutlu ediyordu. Etraf aydınlandı. Parmağımdaki yüzüğe takıldı gözüm. Sonra göğsümün üzerindeki o çirkin yüzlü varlığa. Artık her şeyi hatırlıyordum. Şaşkınlığım yerini yalnızlığa giden huzura bırakmıştı. Göğsümdeki yavrumla evimizdeydik. Evimizin duvarlarında dağlar vardı. Çatımızda yıldızımız çoktu. Ama bir kaşık suyumuz yoktu. O günden sonra da hiç olmadı…

2 Yorum var

  1. Gönderen selin Tarih October 16th, 2007

    slm öncelikle yazıların devamını birde başarılar seninle olsun çok güzel her zamankı gibi abi selin……

  2. Gönderen Niyazi Hoca Tarih October 18th, 2007

    Tadı damağımızda kalan bir küçürek hikaye. Devamını bekleriz. Alıştırıp yarım bırakmak yok. Selamlar.

Posting your comment.

Yorum Yap

    Yazarlar

      Harun Tokak
      Issık göl şehidi
      Ali Bulaç
      "LÜZUMSUZ MERHAMET!"
      Sadık Yalsızuçanlar
      Hz. Mevlana’yı Okumak
      Berat Demirci
      "TO BE"
      Dr. Selma Karışman
      ŞİİRİMİZ VE BİZ -1-
      Mahmut Nefise
      TAİFE-İ SANATKÂR
      Şeref Yılmaz
      Şehirlerin Dili
      Hüseyin Bargan
      RAFLARDAKİ EKSİK KİTAPLAR
      Münir Arıkan
      Kurumsal Gıybet
      Talat Ordu
      MEVLANA, OĞUZ ATAY, FAZIL SAY?
      Niyazi Sanlı
      SON CÜMLE

      Arsiv

      • March 2008
      • February 2008
      • January 2008
      • November 2007
      • October 2007
      • September 2007

_blank

  •