BİR KAŞIK SUYUMUZ YOKTU…
Semih Suat Yücelen
Sokak lambasının altında yatan köpek birden ayağa fırladı. Kulakları ve kuyruğuyla tam bir dikkat kesilmiş gökyüzüne bakıyordu. Korku ve öfkeyle havlamaya başladı. Öylesine havlıyordu ki sanki ses köpeğin her tarafından titreme halinde çıkıyordu. Sonra koştu. Belli ki havladığı şeyi kovalıyordu. Birden durdu. Kendi etrafında dönerek havlamaya devam etti bu kez. Her seferinde daha çok havlıyordu.
Köpeğin havladığı varlıklar, bana ilk uğradıklarında henüz bebektim. Ama görüyordum onları. Konuşmama izin vermiyorlardı. Sonra büyüdüm konuşmaya başladım. Bu kez de anlatırsam geri götüreceklerini söyleyip korkuttular. Gece gündüz demeden sürekli benimleydiler. Çoktular. Korkmuyordum onlardan ama geldiğim yeri hatırlamadığım için geri gitmekten korkuyordum. İçlerinde öyle biri vardı ki… Tanımamam imkânsızdı. Çocukluğumdan beri, her fırsatta bana görünen; kırmızı mor arası bir renk, şişmiş gözler, hafif kıllı kulaklar, kaşının üzerinde bir leke, gözlerini açmadan bakan ablak bir yüz.
Ben sokak lambasının sinekli ve loş ışığına dalmış, köpeğin halini, hatırladıklarımı ve olanları düşünürken; sanki tüm hayat bir mektup kâğıdına yazmayan bir kalemle kazınmış, üzerine de renkli zamanlardan bir süsleme yapılmıştı. Kâğıt küçülerek katlandıkça, her şey bir şey oluyor gibiydi.
Sokak lambasının loş ışığı altındaki meydan küçüldü. Beyaz bir peçeteye sarılı bir çay bardağının içine girdi. “O”, bir kaşık su koydu bardağa “Bak!” dedi bana. Baktım. O çirkin yüzlü varlık yine oradaydı. Bana “Ya gel beraber yüzelim bu suyun içinde ya da birlikte boğulalım.” diyordu. Şaşkındım. “Korkma!” dedi birisi, kim olduğunu anlayamadım. Ama yine de dinlemedim. “O”, devam etti “Işıktan halkayı görüyor musun?” dedi, suyun içine baktım tekrar. Çirkin yüzlü varlığın etrafındaydı. “Evet!” dedim. “Şimdi” dedi “Onu oraya hapsediyorum ben. Senin kaderini de kendime.” Beyaz peçete gelinlik oldu, ışıktan halka parmağımdaki yüzük. Sanki her şey bir anda ve hep birden oluyordu. Anlamaya çalıştıkça karmaşıklaşan cevapsız sorular gibi…
Gözümü açmaya çalışıyordum. Vücudumu hissetmiyordum. Yavaş yavaş bir şeyleri hatırlamaya çalışırken. Sağ göğsümün üzerindeki ağırlığı fark ettim. Sanki bugüne kadar içimde biriktirdiğim ne varsa sıcaklığını bozmadan benden alıyordu. Hiç engel olmadan veriyordum ve bu beni mutlu ediyordu. Etraf aydınlandı. Parmağımdaki yüzüğe takıldı gözüm. Sonra göğsümün üzerindeki o çirkin yüzlü varlığa. Artık her şeyi hatırlıyordum. Şaşkınlığım yerini yalnızlığa giden huzura bırakmıştı. Göğsümdeki yavrumla evimizdeydik. Evimizin duvarlarında dağlar vardı. Çatımızda yıldızımız çoktu. Ama bir kaşık suyumuz yoktu. O günden sonra da hiç olmadı…












slm öncelikle yazıların devamını birde başarılar seninle olsun çok güzel her zamankı gibi abi selin……
Tadı damağımızda kalan bir küçürek hikaye. Devamını bekleriz. Alıştırıp yarım bırakmak yok. Selamlar.