BİR DELİLİK HATIRASI
Hümeyra Nagehan Yıldırım
Yeni evli çift, yaşayabilmenin ağır yükünü biraz daha hafifletmek için başka bir şehre göç etmişlerdi. Çok değil, daha bir kaç gün olmuştu geleli bu yeni şehre. Bu kısa zamana rağmen, genç kadın eşindeki tuhaf durumun farkına varmaya başlamıştı. Elleri titrek, gözleri ifadesiz olmuştu son günlerde eşinin. Kadın, anlayamıyor, anlamaya çalıştıkça boğuluyordu eşinin fersiz, dipsiz gözlerinde.
Soğuk bir kış gecesiydi, eşi onu tek başına, kimsesiz bırakıp gittiğinde koca şehirde…
Bomboş ellerine öylece bakıyor, bakıp düşündükçe anlamlandıramıyordu. Ve pencerenin kenarında gelmeyeceğini bile bile bekliyordu eşini. Yağmurdan buharlaşmış camın yüzeyini karalıyor, anlamsız sözcükler dizeliyordu…
Ateş, limontuzu, karanlık, korku…
Ve bir ses duydu kapıdan… Eşinin olma ihtimali genç kadını heyecanlandırmıştı. Sese yöneldi korkak adımlarla, holün ışığını açtı. Kapının dürbününden görebildiği kadar karanlığa odaklandı. Vakit hayli geç, yalnızlığın insanı vurduğu saatlerdi. Vazgeçti kapıyı açmaktan, anahtarı var diye düşündü. Ve pencerenin yanına sürükledi ayaklarını. Tekrar ve tekrar yolu arşınladı gözleriyle.
Vakit bir hayli geç, korkuların damarlarda dolaştığı zamandı… O değildi sesin sebebi, eşi değildi. Yağmur taneleri hızlı darbelerle çarparken pencereye, her defasında serçe yüreğiyle panikliyordu kadın. Ve ağlıyordu sessizce. Sormaya başladı ‘ neden?’ diye.
Hiç tanımadığı bir şehirde, kendine terkedilmişti ve çaresizdi…
Gece ilerledi, sarhoşlar bile caddelerden çektiler ellerini eteklerini. Geçen her dakikada genç kadın korkunun anlamını biraz daha idrak ediyor, biraz daha hızlanıyordu kalp atışları. Pencere camında anlamsız yazdığı sözcükleri karalıyor, üstünde hızlıca ellerini gezdiriyordu. Sonra başını cama vurmaya başladı ve daha kuvvetli ağlamaya. Bir gece vakti terk edilişine değil, terk edenin haline ağlıyordu. Meraklanıyor ve biraz daha panikliyordu. Sonunda gözyaşlarının yağmurla yarıştığını fark etti. Tutamadı kendini ve hiç bırakmadığı kadar özgür bıraktı ruhunun gergin halatlarını gözlerinden. Ve aktı yokluğa, yalnızlığa, hayal kırıklığına… Daha bir kaç ay önce ailesinin ve sevdiklerinin önünde yemin etmişti eşi, onu hiç yalnız bırakmayacağına…
Oysa gitmişti …
Kadının el kol hareketleri birbirine karışmış, başını bir sağa bir sola hızlıca savurup, durmadan sarsıyordu. Ağlamaktan harap olmuş bedenini, inadına yoruyor, intikam alır gibi bedenini cezalandırıyordu. Bu hal saatlerce devam etti. İçindeki sesin debisi yükselmiş, ‘artık yeter!’ diye isyan etmeye başlamıştı. ‘Yoruldun artık yeter…’ Kendine yalvarışına kulak vermek istedi. Ama nafile duyamıyor, duramıyordu… Duraksız aynı hareketleri tekrarlıyor ve ağlıyordu.
Sevmek bu muydu?
Ömrü sadece bir kaç ay olan ve ilk fırsatta karanlık kaldırımlarda adımlarını sayarken unutulan. Sevgili böyle mi severdi sevdiğini?
Etraf karardı… Kendi ordaydı; Ruhu, bedeni, aklı, hafızası… Sadece görüntüsü yoktu yaşamının. Aynanın sırrı gibi sırdı artık hayatın tüm zahiriyeti. Zifiri karanlığa aldırmadan bakındı sağına soluna genç kadın. Yoktu, hiçbir şey yoktu… Ayaklarının altı ıslak bir zemine basıyordu. Ellerini etrafında gezindirdi ve soğuk taşları elledi dört yanını çevreleyen. Bir kuyunun en dibinde ama hâlâ hareket etmekteydi genç kadının bedeni. O anda yaşamı geçti gözlerinin önünden; Her karesi, her saniyesi, gün gün, an an… Ve geçip giden her kare geri dönmemek üzere el salladılar kadına. Anlıyordu yavaş yavaş; uğurluyordu anılarını. Yılmak istiyor, bırakıp ıslağın gövdesine bedenini, sessizce uyumak istiyordu. Ama öyle olmadı, telaşlandı birdenbire. Gidemezdi günleri, anları böyle sessizce.
‘Hoyrat olmalıydı gidişiniz!’ diye seslendi arkalarından; ‘Madem ki; siz korkakça kaçmayı tercih ettiniz ve dimağımı böyle kimsesizliğe ve sessizliğe terk etmeye teşebbüs ettiniz, cezanız büyük olmalı o halde!’ dedi. Ve kalan son gücüyle başını kaldırıp yukarıya baktı. İncecik bir ışık hüzmesi yakaladı gözleri. O kadar küçük ve zayıftı ki daha iyi görebilmek için var olan tüm dikkatini topladı aynı noktada. Bayılmak üzereydi adeta, farkındaydı. Saatlerdir ritmik bir şekilde sağa, sola savrulan bedeni artık bitap düşmüş, son gücüyle dayanmaya çalışıyordu kendi isyanına. Beynine verdiği emirler fayda etmemiş, kollarının, ayaklarının ve başının hâkimiyetini tamamen kaybetmişti. Göz kapakları kısıldı, elleri zayıf bir esintiye boşaldı. “Son bir kez bakmalıyım” diye haykırdı sessiz bir çığlıkta . Ve baktı…
Ve baktı son kez; Gözlerini ışığa dikti. Sağ elini ışığa doğru uzattı zorla, parmaklarını araladı, eğer tutabilirse bir daha bırakmayacaktı ve nefesinin sadece yettiği o tek kelimeyi haykırdı
‘ALLAH!’…Gözlerini araladığında yerde boylu boyunca uzanıyor olduğunu fark etti. Kımıldamaya çalıştı. Savrulmaktan her zerresinin ağrıdığını hissetti. Kasları, o hareket etmeye çalıştıkça zoraki onu tekrar yapıştırıyordu zemine. ‘Biraz dinlenmeliyim.’ dedi kendi kendine ve tam da o anda fark etti; anıları, hayatı, çocukluğu ve ergenliğinin zihnindeki varlığını… Hepsi tastamam yerindeydi. Gülümsedi, önceki geceden beri ilk defa tebessüm dudaklarında yer etti.
‘Rabbim!’ dedi; Maşuğuna kavuşmuş âşık misâli ağlamaya başlayıp yeniden. Fakat mutluluğun gözyaşlarıydı bu seferkile ve durdurmaya çalışmadı onları. Tekrar doya doya mutluluğun eşliğinde ağladı.
‘Tuttun Rabbim!, elimi tuttun…’
Ve bilmem kaç defa tekerrür etti dudaklarında vuslat…
Gün ağarmıştı. Pencerenin yanına sürükledi kendini. Gözleri eşini aradı. Mavi minibüs sokağın başına eriştiğinde; kalbi yeni atmaya başlamış bir canlı gibi tekrar yaşamaya başladığını hissetti. Kapısı açıldı minübüsün ve bekleneni bırakıp devam etti yoluna. Ama genç kadın o maviyi hiç unutmadı. Balkona çıktı usulca. Sanki yüzyıllardır dondurulmuş halde bekletilen bedeni çözülmeye başlamış adeta kanla, canla kuşatılmıştı. Balkonun trabzanına yaslandı. Ve ellerini, çaresizce eşine uzattı. Gözleri bir an birleşti. Ama genç kadın pişmanlık dolu gözler yerine, ifadesiz bir yokluk gördü. Bir çift yokluk… Ve bir de; mosmor gözaltları. Kapıyı açtı eşine, sorgulamadan. Ve Rabbinin; içini inşirahla doldurduğu emanetlerini ulaştırmak için sahibine kollarını vesile kıldı ve dakikalarca sarıldı eşine…
Soğuk bir kış sabahı, savaştan yeni çıkmış yorgun bedenlerini uykunun sıcak örtüsüyle örttüler. Örtünün altında birleştirdikleri elleriyle uzun sürecek, zor ve çetin bir muharebede , aynı safta yer alacaklarına ve birbirlerini bir daha asla bırakmayacaklarına yemin ettiler…












“…Bir gece vakti terk edilişine değil, terk edenin haline ağlıyordu.”
Bu cümleyi çok beğendim. Etkili bir kullanım yapmışsınız. Ve hikayenin kahramanı olan kadının nasıl bir mütevekkil hal içinde olduğunu tek cümlede, şık bir şekilde ifade etmişsiniz.
***
Bu güzel yazının devamı gelir inşaallah. Bir sonrakinde “Bir akıllılık hatırası” anlatsanız fena da olmaz hani
“gitmek mi zor kalmak mı” sorusunun mana bulduğu bir hayat serüvenin fiziksel ve metafiziksel yolculuğuna bizleri ortak ettiğiniz için teşekkürler..
Ben teşekkür ederim asıl zahmet edip okuyan herkese…
İlk okuduğumda da çok etkilendiğim bir yazı. Yine çok etkilendim. Biliyorum insanın delirme noktasına geldiği o anı. Çok güzel resmetmişsin. Bütün sahne gözümde canlandı. Başarının devamını dilerim canım.
aynen yazıdaki haldeyim. ve sabretmeye çalışıyorum. bana dua edin hümeyra hikayenizin sonundaki hale erişebileyim.
İnşaallah Esra; Edebiyat sitesi belki yeri değil ama dua edeceğim Rabbim yardımcın olsun…
son bir nefeslik kelimen kalsa ; o Allah olsun…
sevgimle…
sevgili hümeyra,yazını dikkatle okudum.Beğendiğimi söyleyemeyeceğim.Metnin büyük kısmı arabesk imgelerle dolu.Dildeki işçilik ve edebi tat yüksek değil.Merak unsuru ve bir yazarın her şeyi olan gerilim hikayende maalesef yok.İletişim kurmak istersen çok daha detaylı bir yorumu beraberce yaparız.kalemine kuvvet.aslan_eyi@hotmail.com
Giris bolumundeki tekrar kelimeleri fazla…ayni zamanda birkac satir araliklarla ayni ifadeyi,ayni anlami tasiyan cumlelerde goze batiyor..
Sunu belirtmemde fayda var.Ortaya koydugunuz resim mukemmel…muhtesem bir ruh yansimasini resmetmissiniz.
teşekkür ederim. Uzun zamandır bakmamıştım yorumlara. İki okuyucu yorumu eklenince en azından cevap vermeliyim vefa niyeti ile.
Şu anda okuduğumda hikayeyi ben de beğenmiyorum. hemen hemen aynı şeyleri söyleyebilirim.Geriye kalan tek kalıcı ve güzel şey kadının aksül ameli..
başarılar, teşekkür ederim…