Dr. Selma Karışman
Düşündüklerini kaleme bizden önce vuranlar, tefekküre ve yazmaya bizden önce duranlar, huzura bizden evvel gidenler, ebedileşmenin ruhlarına kattığı onur ve letafetle, gözlerimizi, sözleri üzerine büyük bir coşkuyla davet etmekten hiç vazgeçmezler. Bu davette her iki taraf için de tâbi olunan bir çekim gücü söz konusudur. Davet eden, sadık okurunu “işte dilimden, halimden, gönlümden anlayacak budur” diye nasıl gözüne kestirmişse, davete icabet eden de, bu türden bir cazibeyle çekilir yazara. Duygularından ruhuna akan ilham, fikirlerinden hayatına katılan anlam, o okuru, o yazara mecbur kılar. Sahifeler boyunca, zaman ve mekân düzleşir ve siz artık müdavimi olduğunuz rahlenin önünde bazen itidal, çoğu zaman istiğrak içinde tedris ederken bulursunuz kendinizi. O artık sizin sırdaşınız, dostunuz, yâreninizdir. O, sizin yazarınızdır. Bir yazarın, fikirleriyle, bir tek okurun tefekkür hafızasına bu şekilde kayıt düşmesi, ilhamıyla bir tek onun ilham âleminde yankılanması bile ebedileşmesi için kâfi sebeptir. Fakat yazarınız zaten toplumunuzun kolektif bilincine nüfuz etmişse ve nesillerdir aynı muktedir bilinç tarafından tevarüs ediliyorsa bunun adı artık ebedileşirken edebileşmek, edebiyata mâl olmaktır; tek kelimeyle edebiyattır. Her kalem,kendine itiraf etmese de,şuuraltında böyle kadim bir muradı barındırır.
Devamı »
Yazarlar
|
3 Yorum »| Tuesday, 13 November 2007