October 2007 için arşiv

ROMAN NEDİR?

VEDAT SEHERAY

TARİHÇE

Edebiyatı genel olarak şiir, tahkiye ve fikir yazıları olarak üç türe ayıracak olursak roman, bunların içinde şimdilerde anlatı denilen tahkiye türü içinde yer almaktadır. Masal, hikâye, mesnevî, fabl da tahkiyeye dayalı diğer türlerdir. Romanı bunlardan ayıran özelliğine gelince, ancak 18 ve 19. yüzyıllarda ortaya çıkmasından kaynaklanan yeniliği ve toplumdan-tabiattan çok ferdin iç dünyasının tasvirine dayanma özelliğidir. Destanın modern bir biçimi olarak adlandırılsa da, kaynak olarak masallardan, eski doğu hikâyelerinden yararlansa da roman modern bir türdür ve ilk olarak Avrupa’da ortaya çıkmıştır. 16. Yüzyılda Latinceye karşılık bozulmuş bir halk dili manasında Romalı dili (lingua romana) ve bu dilde hikâye anlatılan eserlere Romans denilmekteydi. Romanın etimolojik olarak bu kelimeye dayandığı kabul edilmektedir.

Devamı »

TADIMLIK MASAL

ZÜBEYDE KARAKUŞ

zubeyde-karakus.jpgMasalsı vakitlerindeyim ömrümün

Her söz umman.. her bakış sanki yakarış

Senli zamanlarımın artık sevinciyle avunuyor

Bu emanet…Bastığım her taş yalnızlığını kopyalıyor ;ürperiyorum

Gölgem mi baki yarim ki dokunamam

Devamı »

CAM VE ELMAS

Reyhane KEMERLİ

İnsanların zihninde dolaşan soruları fark ediyordum bir bir.  Ard arda sıralanıyordu sorular, neden buradayız, nereye gideceğiz, madem her şeyi biliyor O, öyleyse neden var olmaya, mücadele etmeye devam ediyoruz. Soruların cevapları değildi aslında ilgimi çeken, biz bilsek ya da bilmesek de, anlasak ya da anlayamasak da, görsek ya da göremesek de, var olduğumuzdan beri cevaplar arayıp bulsak ya da bulamasak da, elbette her birinin birer cevabı vardı.

Devamı »

“BABAMIN BAVULU”NDAN ÇIKANLAR

Ayşe YILMAZ

“Yazmak nedir? İnsan neden yazar olmak ister? Yazı bir ilham işi midir yoksa yıllar süren sabırlı bir çalışmanın sonunda mı insana bahşedilir?” Sorular, sorular, sonu gelmeyen, bitmek bilmeyen sorular. Yazıyla az çok iştigâl etmiş herkesin zihnini kamçılar bu ve buna benzer sorular. İster bir yazara öykünüp birkaç satır karalayan “yazar”lardan olalım, ister  “Hayır başka türlü olmayacak, ben yazmaya mecburum.” diyelim ve mutluluğu yazının sıcak kollarında arayalım, herkesin, hepimizin biricik zihin farelerimiz oluverir bu sorular…

Devamı »

HARİKA İKİLİ

İffet Oral

Saat yediyi çoktan geçtiğine göre belediye otobüsünü kaçırdık; halk otobüsünün geveze biletçisi ile yine çene yarıştırmak zorunda kalacağız.

Adam hem kel hem foduldu.

Gevezeliğinin yanında sözünü bilmezliği de cabasıydı. Yolcuların sitemlerine pişkin pişkin cevaplar verir, sıkışıklıktan, havasızlıktan zaten bitap düşmüş insancıklara laf sokuşturmaya bayılırdı.

Sanki evindeymiş gibi serildiği koltuğunda; serçe parmağıyla kah burnunu kah kulağını karıştırır; sonra –güya-kimseye fark ettirmeden parmağını pantolonuna silerdi. Devamı »

EDEBİYAT TEORİSİ VE ELEŞTİRİ

TALAT ORDU

Bir eserin edebî mi edebî değil mi olduğuna nasıl karar verilecek? Bu soruyu sorduğumuz andan itibaren birden fazla soruyu içinde barındıran bir “problematik” açmış oluyoruz. Öncelikle Berna Moran’ın kitabında vurguladığı gibi “sanat eserinin kişide bıraktığı etkinin zevke mi yoksa herkesin kabul ettiği objektif ölçülere mi dayanması gerektiği” sorusu ortaya çıkıyor. Ayrıca “bütün edebî türler için ortak bir kriter/mihenk (ölçüt) bulunabilir mi” meselesi karşınıza geliyor. Devamı »

OSMANLIDA RAMAZAN

GetAttachment.jpgMAHMUT SAMİ ŞİMŞEK

Ramazan, “yakıp kavuran” demektir. Araplar aylara isim verirken Ramazan ayı yaz 1.jpgmevsimine denk geldiği için bu adı takmışlar. 

 

Devamı »

ALNIMIZIN YAZISI YAZIMIZIN YAZISI

Abdulkadir AKKAYA

Her insanın bir alın yazısı olduğu gibi milletlerin ve dillerin de alın yazısı vardır.Son yıllarda İngilizce dersinde yazılan kompozisyonlarla Türkçe olarak ifade ettikleri bir yazı neredeyse aynı kısalıkta ve tabiri caizse aynı güdüklükte kaldı. Yazarken, konuşurken adeta kelimeleri unutur hale geldik. Her zaman daha kısa, sokak ağzı veya internet ağzı konuşmayı tercih eder olduk. Biraz edebi, kitabi veya uzun cümle duysak veya kullansak yadırganır olduk. Devamı »

KURBAN

Meltem ÇİFTÇİ

İnsan yaşar. Olaylarla, zamanla, mekânla insanla boğuşarak… Her yeni gün yeni bir çizik atar. Bazen çizdiklerini silmek ister. Yeni sayfalar açmak, beyaz kalan limanlara sığınmak ister. Ama yapılan yanlış şeylerden sonra hayat çok da kolay almaz bağrına insanı.Kaçtıkça daha da üzerine gelir. Birlikte oturup kalktığı onca insan bir anda dünyanın en haklı insanları kesilir ve öldüresiye asar keser. Bedeninde bir çizik bile yoktur; ama içten içe kanayan yara sinsice akıtır kanını. Kurbandır artık seçilen. Diğer insanların kendilerini temize çıkarmak için akıttıkları kandır. Devamı »