“KENDİNİ BİL!”
Niyazi SANLI
Kâinatta en sanatlı varlık insandır.
Allah kendi sanatını görmek ve göstermek arzu etti. Kâinatı yarattı. Kâinatta da insanı yarattı. Sanatını en mükemmel şekilde insan kalbi, ruhu, aklı ve bedeni üzerinde icra etti. Allah, isimlerini en geniş bir şekilde insan üzerinde tecelli ettirdi. Bu yönüyle Allah’a en çok benzeyen ve en yakın varlık insandır. Allah’ın yaratma ve yoktan var etme sıfatı insanda sanat üretme ve meydana getirme şeklinde tecelli etmiştir. Sanatçılar kendi akıl, ruh ve kalplerine verilen ilhamla yeni eserler vücuda getirmektedirler. Bu nedenle şair, yazar, ressam, bestekâr ve diğer sanat erbabında “sanatçı enaniyeti” diyebileceğimiz davranışlara rastlamak mümkündür. Çünkü onlar kimsenin yapamadığı ve Allah’ın kendilerine bahşettiği “velud olma” özelliğini taşımaktadırlar.
“Bir yazar ne yazarsa yazsın, kendini yazar!” darb-ı meselinden hareketle insan önce kendini bilmeli ve tanımalıdır. Yazarlığa ilk adımını kendini sorgulamakla başlayabilir.
Gönül ehli Yunus Emre’ye kulak verelim: “İlim kendin bilmektir!” ve “Bir ben vardır bende benden içeru!” içimizdeki beni keşfetmeden dış dünyayı sağlıklı bir şekilde anlamamız ve anlatmamız imkânsızdır.
“Kendini bilen Rabbini bilir.” zira.
Dünyanın tozu dumanı ve karmaşası içinde dışımızdakilerler ilgilenmekten ve ona buna yetişmeye çalışmaktan “iç”imizi ve iç dünyamızı unutup gidiyoruz. Farkında değiliz: Kendimizden uzaklaşıyoruz. Ruh ve kalp dünyamızı popüler kültürün hoyrat ellerine teslim ediyoruz. Azıcık silkelensek kendimize gelecek ve kendimizi keşfedeceğiz.
Ruh ve beden, iç ve dış dünyamız; birbirinin rağmına gelişir. Ruh güçlüyse beden zayıflar. Hayvani arzulardan uzaklaşır. Beden güç kazandığında ruh bir kafese sıkışıp kalır ve bedene teslim olur.
İç dünyamız genişse dışa ehemmiyet vermeyiz. Dışımız büyüdükçe ve kapladığı yer çoğaldıkça “iç” ufalır ve hükmünü icra edemez.
Mesela sesimizin rengi nasıldır? Hiç kendi sesinizi dinlemeyi düşündünüz mü? Görüntümüz nasıldır? Videoya kaydedip seyrettiniz mi? Heyecanlandığımızda neler yaparız? Nasıl üzülürüz? Nasıl seviniriz? Yakınımız öldüğünde ruhumuz ve bedenimiz nasıl tepki verir?
Bir yazar/insan, kendini bilmeden ve keşfetmeden, kendi karakterini çözümlemen hikâye ve romanlarında kullanacağı karakterleri tam olarak ortaya çıkarabilir mi? İnsanların davranışlarını ne kadar çözümleyebilir? Nasıl tahlil edebilir?
İnsan/yazar, önce kendinden başlamalıdır işe. Kendimizi nasıl tanımlıyoruz? Nereye koyuyoruz toplum içinde? Nasıl bir insanız?
Önce bütün bunların cevabını zihnimizde kendimize verdikten sonra başkalarına yönelmek daha isabetli ve doğru bir tercihtir.
Her sanatçı; yazar, şair, ressam, bestekâr, ses sanatçıları; içten yanmalı motor gibi veya pedalı çevirdikçe elektrik üreten dinamo gibi kendi iç dünyasını aydınlatmak zorundadır her şeyden ve herkesten evvel.
Yazarlar ve diğer sanat erbapları; kendi ruhlarını didikleyerek ve kanatarak bir mürekkep elde ederler ve onunla bir eser vücuda getirirler. Bu da ancak, kişinin kendini bilmesi, tanıması, keşfetmesi ve kendi ruhunun derinliklerine inmesiyle mümkündür. İşte bu noktada ruh ve kalp, ilhamlara açık hale gelir. Ümit Meriç Hanım’ın tabiri ile “İlham geleceği kişide belli şartlar arar.” Bu şartları sanat erbabı kendi içinde hazırlar ve hadiste vahyin kırkta biri olarak ifade edilen ilhamlara açık bir gönül dünyasına sahip olur.
Kâinatta en sanatlı varlık insandır. İnsanda en sanatlı uzuv kalptir. Kalbin sırlarını ve derinliğini keşfedenler sanat erbabı olabilirler. Aksi takdirde bir ömür çelik çomak oynamaya mahkûmdurlar.
Gönül dünyanızda güzel bir seyahat temenni ediyorum.












DOSTUM TEŞEKKÜR EDERİM ÇOK GÜZEL BİR YAZI KALEME ALMIŞSIN.
BÜYÜK KEYİF ALDIM OKURKEN.BAŞARILARININ DEVAMINI DİLERİM
Sevgili Dostum yazını ne güzel kaleme almışsın. Tebrik ederim.Onlarca ajandayı kendime güvenemediğim için çöpe atmışımdır.Görüyorum ki kendini çoktan aşmışşın Yolun açık olsun.
Aziz Dostum, Niyazi Hocam seni askerde tanıdım…Kabını taşıracağın ta o günlerden belli idi.Alah gönlüne ve kalemine güc versin..Yalnızlıklarımızı yazdıklarınızla şenlendirmeniz dileği ile..H.S.
hocam yazınızı okudum. sanki külliyatı açmışım karşımdaki bana ders veriyor gibi geldi. Güzel de anlatıyor hani. ama hepimizin beslendiği bu iklimlerin etkisi ve başta taklitle başladığımız anlatma yeteneğini geliştirme ameliyesi zamanla karakterimize ve ifadelerimize yapışıp kalmış. ilk zamanlar eşimde aynı şeyden muzdaripti.fakat bu yazı iddaa ettiğiniz gibi hiç bir yerde yok değil.çok tanıdık.ama bir tarafdan da şöyle düşünüyorum, insan içindekinin ve o sırada kafasını zonklatan şeyin dışında birşey yazamaz. yani yazmak isteğini yazar. başka şeye niyet etse de .
Değerli hocam,
Yazınız gerçekten çok güzel..Gönderdiğiniz maillerin sonuna yazmış olduğunuz “Kendini keşfetmeye gitti” ibaresi ne kadar da anlamlıymış. Umarım kalbin sırlarını ve derinliğini keşfedenlerden olur, temenni ettiğiniz yolun yolcusu olmaya hak kazanırız.