Tahlil Atölyesi
Kibrit Kutusu ve Termometre?
“BABAMIN BAVULU”NDAN ÇIKANLAR
BANA BİR MASAL ANLAT BABA
   Uygulama Atölyesii
SON VEDA
   Yazarlik Okulu
YAZARLIK OKULU 2007 TAKVİMİ
YAZARLIK OKULU NEDİR?
YAZARLIK OKULU 2006
YAZARLIK OKULU VE YAZAR OLMAK

“KALEM”İME VERDİĞİM ÖDÜL!

Deneme

dscf2369.thumbnail.JPG“Kalem”…

Yürekteki çığlıkların “ses”i…

Yaklaşık iki sene öncesine yolculuk yapıyor hatıralar. Yaşanmışlıklar gülümsüyor yüreğime. Elime “kalem”i almışım yine, o anlardan kalanları yazıyorum işte! Ben ne söylersem söyleyeyim o günlerdeki hissettiklerimi tam olarak anlatamam biliyorum. Ama anlatıldığı kadar anlaşılmak istiyor işte içteki kelimeler. “Kalem”ime bırakıyorum kendimi, buyur edin onu yüreğinize…

Hümeyraca yazabilmeyi ayrıcalık olarak gördüm kendime hep. Bunun içindir “kalem”ime bu kadar güvendiğim. Bunun içindir başım sıkıştığında soluğu “kalem”imde aldığım. Okuma-yazmayı öğrendiğim ilk günden beri elimdedir “kalem”im, o günden beridir bu yolculuktayım; “yazar” olma yolculuğunda. Arada bazı aksaklıklar olsa da hayat beni “yazarlık” yolculuğundan ayırmadı. Üniversite sınavı falan derken “yazarlık” yolculuğumdaki kimliğimi bir kenara koymak zorunda kaldım; öyle geçti iki sene. Üniversiteyi kazandığımda da aynı şeyi yapmayı düşünüyordum. Yazı işlerim bir kenardaydı yine. Ama “kalem”im buna izin vermedi. “Bu kadar yeter!” dercesine ve tabi ki tevafuklar neticesinde, bu sefer üniversite hayatımı ve hayallerimi bir kenara koymuştum. Üniversiteyi bırakmıştım bir bakıma ve o süreç benim için hiç iyi değildi. Boştaydım ve ne yapacağımı gerçekten bilmiyordum. Tüm hayallerimi darmaduman etmiştim çünkü. Onu uzun süre ihmal etsem de imdadıma yine o yetişti yine; “kalem”im. Bu sefer çok farklı bir şekilde hem de. Abece’den sonra galiba “kalem”im için en güzel ödül oldu “yazarlık okulu”.

Üniversite hayatımı ve hayallerimi darmaduman etmiştim ama yepyeni bir ufuk açmıştım hayallerime. İçimde zaten oldum olası var olan “İstanbul aşkı”yla buyur ettim kendimi o Şehr-i Yâr’e… Kendimi bir anda Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın düzenlediği “yazarlık okulu”nun kursiyerlerinden biri olarak buldum ve yaklaşık dört ay boyunca da o kimliği seve seve her daim taşıdım kendimde.

“Yazarlığın okulu mu olurmuş be?!” “Ne yani, tapulu yazar mı olacaksın?” diye takılanlar oldu. Haklıydılar… Ne yazarlığın okulu olurdu, ne de oraya gidince insana yazarlık tapusu verilirdi. Orası dillerin yansımasından gelen yüreklerin konuştuğu bir ortamdı. Yazarlığı öğreten değil, yazarlığa yol göstermek için kurulan bir ortam. Orada bir harf bile öğrenemezdi insan yazarlıkla ilgili; eğer ki içinde yazar olma sevdası yoksa. Biz oraya yazarlığı öğrenmeye değil, içimizdeki yazarı keşfetmeye gittik. Keşfettik mi; orasını zaman gösterecek. Öyle bir yer ki orası; farkındalıklarımızı fark ettirmek için en ideal ortam. İnsan tam anlamıyla üstüne “yazarlık” giyip öyle çıkamaz belki; ama “Yazar”ın ne olamayacağını beynine iyice kazıyıp da çıkar oradan. Çok iyi bir okur olur mesela. “Yazar” olmanın en önemli faktörünün -“iyi bir okur” olmanın- gerektiğini görür. “Yazma” sürecindeki dolambaçlı yolları keşfeder. İçinde bir filiz varsa, o filizin nasıl en güzel fidan olacağını öğrenir. Ve orada “yazar”ların içine atılır insan, yavaş yavaş çevre edinmeye başlar. İşte benim amacım da çevre edinmekti; amacıma ulaştım mı bilmiyorum. En azından “yazar”ların içine atıldığım kesin bir şey. On beş günde bir yapılan yazı atölyesi ve seçkin yazarlar tarafından verilen seminerler “yazarlık”ın temeli olan “kalem”leri kamçılamak için belki de en can alıcı noktaydı o kursta. Onun haricinde tabi ki o “kalem”i yetiştirmek adına bir takım işler yapılmalıydı ki “kalem”in sesi net ve gür olsun. Bunun içindir ki her hafta tahlil atölyesi yaptığımız. Kitaplar arasında çok hoş bir yolculuğumuz vardı. Kitaplara bu sefer “okuyucu” gözüyle değil “yazar” gözüyle dokunuyorduk ve buyur ediyorduk kelimeleri yazarlık süzgecinden geçirerek, içimizdeki “yazar”a. Gelen yazarlardan ayrı ayrı püf noktalar almak da işin en zevkli yanıydı aslında. Bir yazının nasıl yürekten fışkırdığını, yazının ardındaki “ben”i görebilmeyi, yazı değil de yaşanmışlıklar dökülmesi için kağıda kendimi nasıl iliklerime yaşamak gerektiğini, Divan Edebiyatı’nın o ihtişamlı çekiciliğini fark edebilmeyi… Her birini öyle zevkle bulup çıkardım ki o hoş sohbetlerden, içime kazımak ayrı bir zevk oldu her seferinde. Kulaklarda başlayan seminer yürekte bitince, anlıyorsunuz ki o gün en verimli işini yapmışsınız yazarlığa uzanan o yolda. Eskiden küllükler vesile olurdu; yazarların meydana çıkmasına. Hasıraltılar, Marmara Kıraathanesi… Şimdinin yazarları da bu “okul”lardan çıkacak işte! Eskiye doğru modernleşmiş bir yol sadece bize sunulan. Önceki zamanların aydın kesimleriyle buluşan üniversite öğrencileri oluveriyoruz bir anda, günümüzde. Sohbet ettiğimiz, birbirimizin bilgilerinden yararlandığımız ve içimizdeki yazarlığa ahenk kattığımız yer küllük, Hasıraltı değil de “yazarlık okulları” oluyor. Acaba yazar olabilir miyiz sorularını da öyle boş yere savurmamış oluyoruz. Bir amaçla gelinen o “okullar”dan cidden üstümüze “yazarlık” olmasa da, bambaşka bir “kılıf” giyerek çıkıyoruz. “yazarlık”a birkaç adım daha atmanın hatta o adımları vaktinden erken atmanın huzuru işliyor “kalem”imize. Yüzümüzdeki memnuniyet yansıyor yüreğimize. Yüreğimiz de “kalem”lerimize sarılıyor hiç bırakmamacasına. İki bin beş kasım ile iki bin altı mart arasında belki de hayatımın en gurur verici anlarını yaşadım ben o “okul”da, yüreğime daha bir işlenen “kalem”imle birlikte. Yürekteki çığlıkların “ses”ine daha bir sarıldım; çünkü bendeki ben’e korkusuzca ‘ses’ getirebiliyordum artık. “Yazar” kimliğim çok daha yakınlaşmıştı çünkü “kalem”ime. “Kalem”im artık “Ben buradayım!” diye haykırıyordu, ardında onu tanıyan ve beğenen başka kalemler vardı çünkü artık. Yazarlığa uzanan o yolda adımlarımı sıklaştırmama ve hatta koşmama vesile oldu işte o okul. Yazarlığım karşıdan çok daha güzel gösteriyordu o yüzünü. Bunun içindir ki “kalem”ime iki kez yazarlık okulu ödülü verdiğim!* O ödüllerin an’ındadır “kalem”imin boy atıp beni her zamankinden çok koruyarak bendeki o ben’e “ses” olması.İçte tuhaf bir gurur oluyor; sanki küçük bir kızdım o “okul”a başlarken. Okuma-yazmayı biliyordum muhakkak. Ama kimse bilmiyordu benim okuma-yazma bildiğimi. Elimdeydi “kalem”im, sımsıkı tutuyordum onu. Boyumdan büyüktü “kalem”im; ama yine de her yere giderken yanımdaydı. O “okul”a adım attığım andan itibaren “kalem”im tanınmaya başlandı; yani o küçük kızın okuma-yazma bilmesi herkes tarafından öğrenildi. Küçük kız büyüdü, “kalem”i de büyüdü onunla ve o “kalem” artık aşmaya başladı bazı şeyleri. Tanındıkça ufukta güzel şeylerin onu beklediğini artık net bir şekilde görebiliyordu küçük kız. Okulda geçirdiği o dört ay “yazar”lığın ciddi manada ilk adımı oldu belki de o kızın. Dört ay sonra, ardına baktığında sanki bebeklikten gençliğe geçilen bir yol görüyordu. Şimdiyse sıra “olgunlaşma” devri vardı. Onu da o “okul”dan ayrılarak sadece “kalem”iyle yaşayacaktı; “kalem” herhangilikten çıkmıştı çünkü. Eğer ki “kalem”leriniz sürekli yüreğinizi sıkıştırıyorsa, kendini gösterme ihtiyacını sürdürüyorsa, artık içte değil de kağıtlarda çığlık atmak istiyorsa ve siz bu yolculuğa adım atmaya korkuyorsanız, yanınıza bir yol gösterici veya yoldaş arıyorsanız, o yolun sonunu düşlüyorsanız ve düşleriniz her daim sizinleyse… O “okullar” sizi bekliyor, yolu “yazarlığa” uzanıyor… Hadi! “kalem”lerinizle birlikte “merhaba” deyin yeni yolculuğunuza ve o yoldaki yoldaşlarınıza… Emin olun yolun sonunda “kalem”inize verdiğiniz ödülün huzuru işlenecek yüreğinize. Uzaklardan bir gülücük geliyor yüreğinize. “Yazı”lar hücum ediyor “kalem”lerinize. Bu kadar işkence yetmez mi “kalem”lerinize?! Haykırışları ben duyuyorum, can atıyor o “kalem”ler yazmak için; duymuyor musunuz?!Rast gele o halde! Vakit bu vakittir! “kalem”lerinize kuvvet… *11 Kasım 2005-03 Mart 2006 tarihleri arasında Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın düzenlediği “Yazarlık Okulu”25 Kasım 2006-17 Şubat 2007 tarihleri arasında Türkiye Yazarlar Birliği’nin düzenlediği “Yazar Okulu”

 

11 Yorum var

  1. Gönderen evren Tarih September 13th, 2007

    sen gibi zaman gibi akan kelimeler…

  2. Gönderen Bayram KARA Tarih September 13th, 2007

    :-) “Yazarlığın okulu mu olurmuş be?!”

    Kalemine sağlık sessiz..

  3. Gönderen öznur Tarih September 16th, 2007

    ’sessiz’ konuşuyor yine yüreğin…

  4. Gönderen Feridun Karagöz Tarih September 23rd, 2007

    yazar olunmazmış;ama yazar olarak doğarmış bazı insanlar.

    bizim hümeyra hanım da bunlardan birisi işte:)

    haydi rast gele kızım…

    inanıyorum sana ki beni “usta bir yazar”ın babası yapacaksın inşallah…

  5. Gönderen Ahmedi Tarih September 24th, 2007

    Üstadem… Ne güzel özetlemişsin… “Yazarlığı öğrenmeye değil; içimizdeki yazarı keşfetmeye gittik…” “Keşfettik mi?” sorun ise fuzuli bence. keşfedip etmediğini gösterecek olan zaman çoktan geldi de geçti. Artık bu keşfin tadını çıkarma zamanıdır. Hadi Allah’a emanet. Tadlandırmaya devam dimaglarımızı…

  6. Gönderen büşra Tarih September 28th, 2007

    senin kalemine verdiğin ödül,

    bizim gönüllerimize diktiğin gül fidanlarıdır

    gülün ve gülüm hiç solmasın…

  7. Gönderen esraa Tarih October 7th, 2007

    ufkunda bekleyen güzel şeyleri o küçük kız kadar bende görüyorum insaallah:) ve inanıyorum ki, bi gün harika bir yazar olarak okuyucuna ödülün olucaktır kaleminden dökülenler..

  8. Gönderen sevim Tarih October 8th, 2007

    Yüreğine sağlık sesiz güzel,kalemin hep elinde kalsın…

  9. Gönderen Ozkul Tarih October 26th, 2007

    Geleceğinin çok parlak olacağına inandığım, sınıf arkadaşıma başarılarının devamını dilerim.

    Kalemine, yüreğine sağlık.

  10. Gönderen Hümeyra Tarih October 26th, 2007

    Selamlar sessiz sayhâları kalemine aksetmiş olana…

    Bu ismi taşımak şereftir adaşım; ki Ayşe(h.z.) şerefle taşımış, şeref katmıştır hümeyraya.
    Ak teni üzerine, al yanakları vardı Ayşe(h.z.)nin.
    Kainatın rehberine eş, insanlığa zeka ve edep örneğiydi.
    Sevgili O’na “Hümeyra” dedi, “Humeyram” dedi.

    Al yanaklım dedi, öyle sevdi eşini, öyle sardı sinesi…

    Sen de o hümeyra gibi ol, zeka ve edep timsali, kalemi aynı O hümeyra gibi kuvvetli, hayattaki duruşu gibi dik olsun kalemi…

    Ve ben de Hümeyra olmaktan şeref duyayım, şeref duyulacak hümeyralar çoğaldıkça…

    Rabbim hesabını veremeyeceğiniz tek bir harf bile yazdırmasın.başarılar dilerim sahibine(c.c.) atfedilmiş.

  11. Gönderen Muammer... Tarih November 13th, 2007

    Belki daha çok “yok oluşlarda var olmaları” yaşayacak o kocaman ve tertemiz yüreğin “üstad”, fakat biliyorum ki, hepsinde de belki farkında olmadan yeni “varoluşları” yaşayacaksın inşaallah..Ve yine biliyorum ki bir çok ifadesizliğimize tercüman olacaksın inş…Yolun uzun, önün açık Allah’ın izniyle kardeş..Yüreğini ortaya koyduğun bu yolculukta Rabbim yardımcın olsun..Hayatın boyunca “sessizliğinin sessizliğinde” olmaman dileğiyle…

Posting your comment.

Yorum Yap

    Yazarlar

      Harun Tokak
      Issık göl şehidi
      Ali Bulaç
      "LÜZUMSUZ MERHAMET!"
      Sadık Yalsızuçanlar
      Hz. Mevlana’yı Okumak
      Berat Demirci
      "TO BE"
      Dr. Selma Karışman
      ŞİİRİMİZ VE BİZ -1-
      Mahmut Nefise
      TAİFE-İ SANATKÂR
      Şeref Yılmaz
      Şehirlerin Dili
      Hüseyin Bargan
      RAFLARDAKİ EKSİK KİTAPLAR
      Münir Arıkan
      Kurumsal Gıybet
      Talat Ordu
      MEVLANA, OĞUZ ATAY, FAZIL SAY?
      Niyazi Sanlı
      SON CÜMLE

      Arsiv

      • March 2008
      • February 2008
      • January 2008
      • November 2007
      • October 2007
      • September 2007

_blank

  •